Serdar Arıkan

Serdar Arıkan

Çevirmen
8.1/10
368 Kişi
·
825
Okunma
·
0
Beğeni
·
9
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Bu kitapla ilgili çok beğendiğim ve her cümlesine katıldığım bir yazıyı küçük düzeltmelerle sizinle paylaşacağım. Hem kitabı hem de günümüze tuttuğu ışığı görebilmemiz açısından çok önemsiyorum bu cümleleri. İşte her cümlesine katıldığım o efsane tespitler:

"Geçenlerde Biz adlı romanını okuyordum. Yazarın Rusya'da politik hareketten dolayı hapsedildiği dönemde yazılan bu roman 26.yy dünyasında geçiyor. Bireysellikten ve duygulardan mümkün mertebe arındırılmış bir dünya. Mülkiyet hakkı yok, özel alan yok. İnsanlar cam evlerde yaşıyor. Yemek yemelerinden yürümelerine, sevişmelerinden sosyalleşmelerine her adım bir çizelgeye uygun olarak yapılıyor. İnsanlar sayılardan ibaret. Dünyaları da öyle.

İşte böyle bir dünyada baş kahramanın ( D-530 ) tuttuğu kayıtlar aracılığıyla düşüncelerini görüyoruz. Şimdi bakalım;

1. Çevre tamamen düşman. Ağaçlardan, bitkilerden ve hayvanlardan nefret ediyorlar. Doğayı hayatlarından çıkarmak için yaşadıkları yerin etrafına devasa duvarlar dikilmiş hatta.

Bu doğa ve hayvan düşmanlığı tanıdık geldi mi?

2. İnsanların her şeyi sayıyla hesaplı, limitler içinde yaşıyorlar ve bunun kendileri için en mükemmel düzen olduğuna inanıyorlar. Çok seslilik hayal bile edilemeyecek korkunç bir şey. Herkes bir arada ve aynı fikirde olmalı ama aynı fikirde olacakları şey de Velinimet'in istediği şey olmalı. Yani halk, muhalif bir konuda bir araya geldiğinde bu noktada kimse birlik vs. demiyor. Direkt düşman olarak algılanıp yok ediliyorlar.

Düşünce özgürlüğüne olan düşmanlık tanıdık geldi mi?

3. İnsanların yatak odaları devletin tekelinde. Kim kiminle sevişmeli, ne sıklıkla ve ne zaman olmalı bunlar devletin belirlediği sınırlar içinde yapılmak zorunda.

Aklı fikri halkının sevişmesinde olması, burnunu bu konunun içine sokması tanıdık geldi mi?

4. Halk, Velinimet'in lüksünü, otoritesinin sınırsızlığını güç sarhoşluğuyla alkışlıyor ve bunu olması gereken bir şey gibi görüyorlar. Kendileri emek sömürgesine maruz kalıp, sınırların içine hapsedildikleri halde Velinimet'in sınırsızlığı ve kudretiyle övünüyorlar.

Peki bu tanıdık mı?

5. Son olarak neredeyse her sayfada tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek adam övülüyor. Geleceğin sadece buna bağlı olduğuna, eski dünyanın insanlara özgürlük vererek aslında kötülük ettiği ve her şeyin tek adam altında ( Velinimet ) birleşmesi gerektiği, bunun olması gereken bir şey olduğu insanların beyinlerine kazınıyor.

Bu tek devlet, tek millet, tek adamlık tanıdık geldi mi?

1920 yılında yazılan bir bilim kurgu kitabındaki distopik bir dünya yaşanıyor bir yerlerde.

Yıl 2017. BU YERİ BİLDİNİZ Mİ?"
Benim için çok heyecan verici bir kitaptı. Şöyle ki, Cengiz Aytmatov benim nazarımda her zaman bir numaradır. Onun yerini hiçbir yazarın tutabileceğini düşünmüyorum.

Aytmatov’un Türkiye Türkçesine çevrilmiş olan bütün eserlerini, üstelik birkaç defa okumuş birisi olarak girdiğim kitapçıda Nora’dan çıkan bir kitaba gözüm ilişti. Yıldırım Sesli Manasçı, Kızıl Elma ve Beyaz Yağmur hikâyelerinin de olduğu kitapta en sonda Baydamtal Irmağı'nda yazıyordu. Yani kitaptaki dördüncü hikâye Baydamtal Irmağı'nda idi. Önce idrak edemedim; acaba daha önce okuduğum eserlerinden birinin adını mı değiştirmişler diye düşündüm. Mesela Deve Gözü olabilirdi. Sonra açıp göz atınca hem çok şaşırdım hem de çok sevindim. Zira bu daha önce okumadığım, dolayısıyla Türkiye Türkçesine çevrilmemiş eserlerinden biriydi. Hemen satın aldım ve vakit geçirmeden okudum tabii…

İnternette kısa bir araştırma yapınca bunun –ilk önce Rakipler zannetmeme rağmen- Asma Köprü adlı uzun hikayesi olduğunu anladım. Aslında ismi Baydamtal Irmağı'nda yerine Asma Köprü olarak kalsa imiş daha doğru olurmuş ya neyse…

Sonra, tabiri caizse kutsal bir metin okur gibi, sindir sindire okudum hikayeyi. Sanki Cengiz Aka, bana, bize, Türkiye’deki okurlarına ölümünden sonra okunmasını istediği bir mektubunu yollamıştı. Oysa ki Aytmatov bu eserini yazarlık yolculuğunun ilk döneminde, 50’li yıllarda kaleme almış. Gelgelelim, sonuçta daha önce okunmayan her metin yenidir.

Baytamdal Irmağı’nda için öncelikle şunu söyleyeyim, tam bir Aytmatov hikayesi. Onun üslubu, onun bakış açısı ve onun sözleri… Çok bariz… Geri dönüşler, tabiat tasvirleri, insanlık fikri, totaliter rejim tenkidi, vicdan, iyilik, aşk...

İpucu vermemek adına fazla bir şey yazmak istemiyorum. Ancak Nurbek adlı bir gencin ihtirası ve iç çatışması ile dönüşümü işleniyor. Açıkçası yine çok beğendim.

Eserdeki bir diğer sürpriz ise Asya ismiydi. Zira hikayedeki kızın adı Asya. Al Yazmalım Selvi Boylum’da kızın adı Asel’di ama filmde Asya idi. Meğer Asel gibi Asya ismi de varmış Kırgızlarda.

Ben vefatından sonra olsa bile Aytmatov’dan gelen o selamı aldım; Kırgız ellerinin dağ başlarındaki insani mesajı da aldım ve öpüp başımın üstüne koydum.

Kitaptaki diğer üç hikayeyi ise daha önce okumuş ve zaten çok sevmiştim.
Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

İstediğini giyemezsin,
Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
Yanlışa yanlış diyemezsin,
Özgür bir yaşam seçemezsin,
Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
Seni ayırırlar,
Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!
Herkese Selam
Daha Toprak Ana etkisinden çıkamamışken böyle güzel bir eser. Diyecek söz yok

Veeee Aytmatov'un okuduğum beşinci kitabı. Yemin ederim Türkiye'de Aytmatov okuma seferberliği olması gerek. Ya bir kitap bu kadar güzel yazılır mı ya

Aytmatov söz konusu ise cevap Eveeeet çünkü kullandığı dil ve yaptığı göndermeler bakımından eşsiz birisi.

Kitabın konusuna gelirsek kitabımız da dört adet hikaye mevcut konuları ve verdiği mesajlar açısından mukemmel bir eser bence. İlk hikaye olan Yıldırım Sesli Manasçı'yı pek beğenmedim nedenini bilmiyorum ama diğer hikayelere ise aşık oldum resmen. O son hikaye olan "Baydamtal Irmağın'nda hikayesi" beni benden aldı ki kitabı böyle güzel bir aşk hikayesi ile bitirmek gerçekten iyi geldi :))

Kitabın okunma sayısını kitabı okuduk'tan sonra gördüm ve şaşırdım çünkü çok az
Bu kitabın okunma sayısı artmalı diğer tüm Aytmatov eserleri gibi
Diyecek söz yok Aytmatov okuyun, okutturun
Kitaplarla kalın :))))
"Ben yürümenin, marş adımı atmanın ötesine geçip uçabilenler için yazdım." diyor Zamyatin kitabın önsözünde.
Günümüz şartlarına baktığımızda, 1924'de yazılmış olan kitap güncelliğini yitirmeden, geleceği öngörerek bize bulunduğumuz durumun vehametini anlatıyor...

Cam fanuslar içinde yaşayan insanlar, kimin kiminle eşleşeceğini belirleyen pembe biletler, yemek saatlerinin ve alanının Tek Devlet tarafından belirlendiği bir dünya düşünelim.
Baş kahramanımız hastalığa yakalanıyor, hastalığın adı ruh oluşumu... Ruh, Tek Devlet anlayışınde çoktan unutulmuş bir sözcük. Ruh oluşumu "tehlike" demek...

Kitabı okurken bende oluşan ilk izlenim, şimdilerde gelişen yüz tanıma akımı, yüz tanıma özelliği ile yapılan kişilik analizleriyle cam fanuslarımıza doğru büyük bir adım atıyoruz.
The Ekonomist'in hazırladığı rapora göre 2018 yılından itibaren kimlik beyanında yüzümüzü kullanmaya başlayacağız. Özgürlüğümüz giderek kısıtlanıyor.
Zamyatin 1920'li yıllarda bu durumu görmüş bile...

En sevdiğim kitaplar listesinde birinci sıraya kazık çakmış vaziyette. Geleceğe yolculuk yapmak isteyenlere tavsiye ederim ama bu yolculuk tokat yiyip dönmenize neden olabilir. Yolcuğumuz şiddet içeriyor olsada yolculuk yapmaya değer. :))
Uzun zamandır inceleme yazmıyorum okuduğum hiç bir kitaba; genelde arkadaşlarla kitap üzerine sohbet etmeyi yeğliyorum, bu durumun nedenini ise tam olarak bildiğim söylenemez hani.

Zamyatin'in "Biz" kitabına inceleme yazma isteği duydum kitap bitince; bunun belli başlı bir kaç nedeni var, biraz sonra değineceğim onlara sırayla.

Öncelikle, uzun yıllardır okumayı istediğim ama bir türlü fırsat olmayan ya da bir türlü sıra gelmeyen bir kitaptı "Biz" benim için. Belki yılların vermiş olduğu büyük bir beklenti ya da her defasında gözünde büyütüp bir türlü okuyamaya cesaret edemediğim bir durum. Kitapla ilk tanışmam, George Orwell hayranlığım ile olmuştu. Gerçek anlamda bir George Orwell hayranı olduğum doğrudur ve bu durum bende; o kadar sevdiğin, eserlerini beğendiğin bir yazarın; etkilenmiş olduğu bir yazarın kalemi nasıl olur acaba sorusunu gündeme getirdi. Bu durum kitabı okuma isteğimi daha çok kamçıladı. Sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki; bu durum sadece George Orwell için geçerli değil; "Cesur Yeni Dünya" kitabının yazarı( ki Cesur Yeni Dünya da çok beğendiğim, etkilendiğim kitaplar arasında yer alır) Aldous Huxley, Ray Bradbury, Kurt Vonnegut gibi yazarlar Zamyatin olmasaydı bir çok eserimiz olmazdı gibilerinden söylemlerde bulunmuşlar açıkça.

Kitap hakkında derinlemesine bir inceleme yazmayacağım, sitedeki incelemelere baktığımda bir çok incelemenin gerçek anlamda açıklayıcı olduğunu gördüm. Ben distopyayı seven, bir çok kitabını severek okuduğu yazarların etkilendiği bir yazarın kitabı nasıldı benim açımdan, bununla ilgili bir kaç cümle kuracağım sadece.

Kitap 40 kayıttan oluşuyor ve sonunda Zamyatin'in "Edebiyat, Devrim, Entropi ve Diğer Şeyler Üzerine" sonsözü ile bitiyor. Yazarın dili aslında akıcı gibi duruyor ama okumaya başladıktan bir süre sonra durumun böyle olmadığını görüyorsunuz; cümlelerin altındaki anlamlara inmek gerekiyor, işin içine matematik, felsefe giriyor. Tamamlanmamış cümleler çok fazla, kayıtlar arasında kopukluklar var. Neden kitabın adı "Biz" diye merak ediyordum kitabı okumadan önce. Okurken anladım ki, bireyselcilik kavramı yok, sadece hepimiz, biz söz konusu. Olayın kurgusu bir çok yerde okurken bana Cesur Yeni Dünya'yı anımsattı. Bilmiyorum dönem itibari ile mi ilgilidir ki bu yaptığım ne kadar doğru bir çıkarımdır ama Cesur Yeni Dünya kitabını okurken daha çok keyif aldığımı, kitabın daha akıcı ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Distopya seven okurların mutlaka okuması gerektiği bir kitap olduğunu da belirtmek isterim.
AYTMATOV’UN MÜJDE GİBİ GELEN HİKAYESİ: “BAYDAMTAL IRMAĞI’NDA”
Aytmatov’un tüm kitaplarını döne döne defalarca okumuş bir okur için onun yeni bir hikayesiyle karşılaşmak itiraf edeyim ki çok özel bir duygu. Yıllarca haber alınmamış büyük bir aşktan ansızın mektup almaya benzer bir histi yaşadığım…
“Baydamtal Irmağı’nda” başlıklı hikaye bunca yıl nasıl gözden kaçmış, nasıl çevrilmemiş bilemiyorum, ama hikaye tam bir Aytmatov klasiği. Eser, uzunluğuna bakıldığında tıpkı “Cemile”, “Al Yazmalım Selvi Boylum” gibi uzun hikaye yahut “povest” olarak nitelendirilebilir. Hikayenin girişinde Aytmatov’un pek çok eserinde olduğu gibi “çerçeve hikaye tekniği” kullanılmış. İçeriğe bakıldığında hikayenin Aytmatov’un ilk dönem eserlerinin karakteristiğini taşıdığı söylenebilir. Ben eserle ilgili ipucu vermek istemediğim için detaya girmiyorum, ancak “İlk Öğretmen / Öğretmen Duyşen” hikayesini çok hatırlatan bölümler vardı eserde. Hikayede dikkatimi çeken bir başka husus da kadın karakterin detayları. (Mehmet Y. Bey, incelemesinde kahramanın isminin Asya olmasına dikkat çekmişti. Aytmatov’un “Al Yazmalım” hikayesindeki kadın karakterin ismi Asel’dir fakat filmde Asya’ya dönüşür bu isim. Burada ise karakterin ismi Asya.) Asya’nın Aytmatov’un diğer eserlerindeki pek çok kadın kahramandan ayrılan özellikleri var. Asya bir hidrolog (su bilimci) fakat Asya hikayenin başından itibaren idealist, eğitimli, aydın bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda “İlk Öğretmen”in çeşitli mücadelelerden sonra okuyup profesör olan Altınay Süleymanovna’sını hem hatırlatıyor hem de bazı yönleriyle ondan ayrılıyor. Burada bir başka eğitimli kadın karakter Zarife (Gün Olur Asra Bedel) de hatırlanabilir. Hikayenin erkek kahramanı Nurbek ise bana pek çok açıdan (hırsı, gözü kara halleri, mücadeleciliği) “Al Yazmalım”ın İlyas’ını hatırlattı. Hikayede daha çok dekor olarak kullanılmış gibi görünen bir aşk hikayesi de mevcut. Dekor gibi diyorum, zira Aytmatov “Cemile”, “İlk Öğretmen” ve “Al Yazmalım”da aşkın farklı hallerini öyle zirveye taşıyarak işlemiştir ki buradaki aşk hikayesi dekor olmaktan pek öteye gidemiyor. Hikayenin Asya ve Nurbek dışındaki kahramanları da eser içinde pek etkisi olmayan silik karakterler. Hikâyede iki kartalın kendi aralarındaki konuşması, Aytmatov'un daha sonra yazacağı eserlerinde sıklıkla başvurduğu "hayvan kahramanlara insanî özellikler yükleme" hususiyetini hatırlatıyor. Eserdeki tabiat tasvirleri her zamanki gibi muhteşem. Hikaye bilhassa Aytmatov tutkunları için bir müjde niteliği taşımasıyla bile dikkate değer ve bu bağlamda mutlaka okunmalı.
#spoiler#

Svetlana Aleksiyeviç ne yazar ? nasıl yazar? derseniz ... cevap şudur "Aleksiyeviç bir duygu yazarıdır " ..... onun beynınde kayıtlı binlerce acı vardır...
ve yüzlerce insanın sesi bir kulağından bir kulağına geceler ,günler boyu gider gelir..
ve parmaklarından kitaplarına akar ...

Biz onunla.fırsat buldukça buluşuruz..o yazmışsa ben okurum ...O her ne yazarsa yazsın okurum ..içinde biriktirdigi tüm çığlıkları öylesine naif döker ki ..bu kadın mı geçmiş ateşin çemberinden ? O küçücük bedeni nasıl dayanır bu ruh yüküne? demeden gecemezsin ...

kahve ikram ederim ona... koltuğumun üzerinde yer açarım , üşüyen yüreğine kat kat sevgi sarar. ..yeni hikayeler getir bana derim ...ben gidip göremiyorum gördüğün gerçekleri ..sen getir. ..bekletme... hep getir..

Svetlana Aleksiyeviç efendim bu kez çinko çocuklar ile savrulmus Afgan toprağına..Sovyet /Afgan savaşı ..savaş da denirmi buna ..bir medeniyetleştirme operasyonu ,ne demekse bu ...biz size "medeniyet getirdik " ama birkaç bin insanınızı öldürmemiz gerekecek
_tabii canım öldürün lâfı olmaz .. ha yalnız bizde mücahitler olarak ..bu dağları, taşları iklimi sizden daha iyi bilen"medeniyetsiz" tayfası...sizi kollarınızı ve bacaklarınızı kesip "Çinko tabutlar"ile annelerinize geri göndereceğiz. ..

Işte bu sebeple "Çinko "yepyeni bir şekle bürünüyor içimde. .tabut demek artık benim sözlüğümde. .
Burnumuzun dibinde olan ne çok savaş var farkindamiyiz ???
Hâlâ insanlar ölüyor farkindamiyiz ??
Değiliz ...
Neden .
Neden umursamiyoruz ?

ALEKSİYEVİÇ bu sefer çok sert yazmış ..görevden dönen askerlerin hayata uyumsuzluğu, donemeyenlerin anıları, bir insan öldürmenin sehvetini..pişmanlığını... afyon tarlalarını...çocukları...
tozutopragi..özlemleri, 37 santimlik bir bıçakla kaburganın neresinden kalbe ulasılcağını ..psiko terapileri ..kültablasınını mesken eden kertenkelenin hikayesini yazmış ...

Son bölümde hakkını savunduğu insanların onu nasıl sırtından vurduğunu anlatmış ...kitabının mahkemeleri ..savunması , kalbinin kırıklıklarını yazmış.

"Kitapta anlatılanlar savaşta yaşananlarla karşılaştırıldığında sadece birer çiçektir " demiş
Pavel Şetko(bir Afgan )

Okuyun ...yoksa ben kitabın her sayfasını paylaşmak zorunda kalıcam :)

Bitti ...son..
Tam bir distopya kitabı olduğu bir gerçek. Kişilik kavramı yok olmuş 'ben' i unutmuş ve 'biz' olmuş insanları anlatan, her hareketine Tek Devlet'in karar verdiği ve daha önemlisi doğru olanın Özgür olmamak olduğuna inandırılan bir toplumu anlatıyor. Konu itibariye Harika bir yapıt fakat sanırım matematiksel dilin edebi dile baskın çıkması benim gibi matematikten nefret eden bir insanı kitaptan baya bir uzaklaştırdı. Anlatım olarak biraz zayıf buldum bölümler kopuk durumda bu sebepten ötürü kitap bir türlü akmıyor, okunmuyor, ilerlenmiyor.. Hele ki benim gibi bir kitabı elinizde çok tutmayı sevmeyen bir insansanız bu kitap sizi fazlasıyla yorabilir. 1984'e aşık olduğum için büyük beklentilerle aldım ama ne yazık ki beğenmedim. Bana çok hitap etmediği için sizlere tavsiye edemiyorum. Herkese keyifli okumalar..
Sadece yaşanılan düzenin değil,aşkın bile matematiksel bir anlayış ve uygulamayla yer aldığı çok lezzetli bir bilim kurgu romanı.

"Haliyle aşk için A,ölüm için Ö kullanırsak,
A=f(Ö)
Yani aşk ve ölüm..."

Kahramanlar,daha doğrusu insanlar,rakamlarla isimlendirilmiş ve gündelik hayatlarında yaşadıkları her şey,cinsellik de dahil,belirli bir plan ve program içinde gerçekleşiyor.

Rüya görmek bir hastalık olarak nitelendiriliyor örneğin ve bence başkaldırı tam da bu noktada başlıyor.
Her şey aynı,her şey saydam ve şeffaf.Farklılığa ya da düşünceye tahammül göstermeyen bir 'Velinimet'in varlığı,özgürlüğün en büyük prangası.

Tek Devlet olarak tanımlanan durum,yine aynı şekilde farklılıklara karşı sıfır toleransı ifade ediyor,diye düşünüyorum.
Her şey matematiksel ve mantık çerçevesine oturtulmaya çalışılmış,sürekli bir ironi yağmuru içinde ilerliyor.

Düşünmeyen ,merak etmeyen ,sorgulamayan bir toplumda,düzeni ve devleti sorgulamaya başlayan bir bireyin mücadelesini,'Biz'den 'Ben'e geçme serüvenini okuyoruz.

BİZ,
Bilim kurgunun rüzgarında komünizme karşı yapılan ağır eleştiri ve tespitleri içeriyor.

BİZ,
Müziğin ve hatta şiirin bile ilhama ihtiyaç duyulmadan icra edilebileceği koca bir hapishaneyi yaşatıyor.

BİZ,
Çağrışımlar,anımsayışlar ve sembollerle dolu,sosyal yaşamın hassas noktalarına ışık tutan efsane bir bilim kurgu..

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 825 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 931 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.