Muhakkak Ay'a gitmek istiyordum. Yedi ,sekiz,dokuz ,on ,onbir inanıyordum .
Kıyasla kirlenmemiştim. Kıyasladığımda on üç yaşımdaydım "dünyamdan"dünyalarına"
indiğimde. Yine de durumu toparlamam uzun sürmedi ve tıp fakültesine girdim. Beni sözde katil, ama bana kalır sa adil yapan hayat orda başladı. Çünkü çocukluk bir uçuştur yaşamı biriktirmez sanıldığı gibi, yaşamın içinden kayıp gider. Çocukluğun yaşamla lekelenebilmesi için, zulmün çocukluğun uçuşunu kafeslemesi gerekir. Bir uçuşu kafeslemek için zulmün ne kadar büyük olmak zorunda olduğunu düşünün. Yine de cocukluk o kafesten kaçmaya çalışır, kafeslendiği ani kafeste bırakarak. Yaralanmaz, sadece onu orda bırakır ve uçmaya devam eder. Çocuklar hakkında yanılırlar, yoksulluk çocukluğu kafeslemez. Yetişkinliğin aptal, cahil, ikiyüzlü ve kaçkın bilinci yoksulların çocukluğunu kirletmeye kalkışır. "Oraya, dön hadi oraya," derler. Kalkıp bunun için saçma hikâyeler uydurur, ortalığa fırlatırlar.
Nafile bir dağıtma girişimiydi bizim için. Lekesiz çocukluğumuz ve onu açlık bilgisi gibi yan cebimizde taşıdık.
Oysa gençlik bir çarpışmadır, sonunda katil, adil ya da düzenbaz olacağınız, hayatın lekeleriyle kaplanacak, sonradan bu lekeleri çıkarmak isteyeceğiniz ya da parlatacağınız...
Ve ben de gençliğimi küçük küçük, parça parça jiletledim. Dilencisi, avcısı, sülüğü, kenesi boldu hayatın. Afiyetle yediler. Şifa olsun!