Puan vermedi·779 syf.····Okunma: 20 Eylül 2025 21:08 Dostosyevski okumak gerçekten çok farklı bir deneyim ve evet, bu kitabı okuduktan sonra aynı kişi olamıyorsunuz. Çünkü aklınıza bir sürü sorular sokuyor bu kitap. Geniş ve renkli karakterli ve güçlü psikolojik tahliller ile karakterleri anlayabiliyoruz. Yine aynı sebepten ötürü yüksek konsantrasyon gerektiriyor. Her bir karakteri anlamak için yüksek çaba bu da zaman zaman düşen tempoyla takibi zorlaştırıyor. Kitabı okuduktan sonra başka kaynaklara da göz atarak araştırma yaptım ve bazı şeyleri daha iyi anlayabildim. Mesela kitabın başında anlatılan idam edilecek olan ancak son anda iptal olan adam aslında Dostoyevski'nin kendisiymiş. Ve Dostoyevski de Prens Mişkin gibi sara hastasıymış. Çoğu kişi Prens Mişkin'in İsa portresi olduğunu yazmış ve öyle düşünerek okunması gerektiğini söylemiş. Kitapta anlatılan bazı olaylarda (Rogojin'in evindeki İsa resmi hakkında konuşmalar) bu görüş de anlam kazanıyor. Bu gibi detaylarla aslında fark edilen şeyler kadar bir o kadar da fark edilmeyen noktaları anladım. O yüzden bir okuma daha yapacağım bu kitaba.
Kitapta çok çeşitli karakterler var. Prens Mişkin, Nastasya Filippovna, Kolya, İppolit, Aglaya, Rogojin ve dahaları... Prens Mişkin iyiliğin temsili, Nastasya içsel çatışmaların zirvesi, İppolit nihilist, Aglaya çocuksu ve kaprisli, Rogojin tutkulu ve dürtüsel... Her karakter bir şeyi temsil ediyor yani. Kitabın bize asıl sormak istediği soru da Prens Mişkin aslında budala mı yoksa iyi bir insan mı? Kimler kendisinden faydalanıyor?
PRENS MİŞKİN BİR BUDALA MI?
Kısaca Prens Mişkin bir soylu olsa da babası ölmüş, sara hastası, İsviçreli bir insanın onu tedavi etmesiyle Rusya'ya geliyor. Ve aynı insandan ona miras para kaldığını öğreniyor ve bu şekilde zengin oluyor. Peki Mişkin bir budala mı? Bunun kısa cevabı benim için hayır değil. Sadece doğruyu ve yanlışı biliyor. İyiyi ve kötüyü ayırt edebiliyor. Her seferinde iyiyi seçebilecek güce sahip birisi. Başkalarının mutluluğu ve refahını kendi üstüne koyuyor. Bütün bunları yapabilmek büyük bir erdem örneği bence. Çünkü bir noktada insanların çoğu kendi kişisel duygusuna yenilebiliyor ancak Mişkin öyle değil, o iradeyi sergileyebiliyor. Her zaman doğruyu seçebiliyor. İnsanlar tarafından kırılgan ve salak olarak biliniyor. Buna şöyle bir şey diyebilirim. Kesinlikle salak bir insan değil. Çok bilge, hatta çevresindeki herkesten bilge. Bunu onunla tanışanlar, konuşanlar da söyleyebiliyor. Ama kırılgan evet. Hastalığının da etkisi vardır ancak her seferinde doğru seçimi yapabilmek, kendi dürtülerinle bilişsel bir savaş vermek insanı tüketir bir noktada, zihin bunu kaldıramaz gibi geliyor. Prens de bunu yaşıyor bence. Okurken prense yer yer üzüldüm. Özellikle Aglaya ve Lizateva'nın ona zaman zaman söyledikleri inciticiydi çünkü onlar aslında yakınları sayılırdı.
Sonuç olarak bence bir budala değil. Çok zeki, iyi ve erdemli bir insan.
KİTABIN TEMPOSU
Kitabın temposu istikrarsız ve genel olarak düşük bir tonda ilerliyor. Ama pik yaptığı noktalar da çokça var ve nedense bu kitapta baya etkiledi beni bu. Genel olarak takibi zor. Okurken beni etkileyen olayları kendime hatırlatmak amacıyla yazacağım buraya.
- Emekli General İvolgin'in (sürekli kolpalar sıkar) Nastasya ile tanışırken okuduğu kitaptaki karakterin başına gelenleri kendi yaşamış gibi anlatması ve bunun fark edilmesi
- Nastasya Filippovna'nın evlenme kararını sürekli değiştirmesi ve Prens, Gavrila, Rogojin ile dalga geçmesi. Bunu yaparken Gavrila'nın (gelişme hırsı olan fakir, sıradan birisi) gözü önünde şöminede para yakması
- Rogojin'in kıskançlıkla prensi bıçaklama girişimi ve prensin şans eseri sara krizi geçirerek merdivenler düşerek kurtulması
- Burdovsky'nin arkadaşlarıyla prensi suçlaması ve sonrasında kendisinin kandırıldığını öğrenerek küçük düşmesi (burada Burdovsky'e üzüldüm.)
- Prens'in istasyonda bıçaklama girişimden sonra ilk defa Rogojin ve Nastasya'yı görmesi
-İppolit'in intihar etmeyi denemesi ve insanların onu ciddiye almayıp dalga geçmesi
- Prens'in Aglaya için sosyete yemeğine katılması, kendi fikirlerini açması, samimi bir konuşma yapması, her şeyi mahvedeceğini düşünürken etmemesi ama sonra etmesi
diye gidebilir liste. Bunlar benim aklımda kalan etkileyici anlardı.
KİTABIN SONU
Kitabın sonu çok etkileyici, özellikle okurken prens ile birlikte ben de gerildim. Ben Rogojin'in prensi öldüreceğini düşünüyordum ancak sonra olanlar ilk anlamsız sonrasında anlamlı geldi. Rogojin'in Nastasya'yı öldürdüğünü öğrenen prens üçü bir odada bir gece geçiriyor. Prens, Rogojini bunun için affeder ve kucaklıyor. Sonunda sara krizi tekrar geliyor, çevresindeki kimseyi tanıyamayacak hale geliyor ve hastaneye kapatılıyor. Benim fikrim Prens burada Rogojini yargılamak yerine onu anlamayı, kucaklamayı seçiyor. Yani bir seçim yapıyor, iyiliği seçiyor ve bu yaptığı seçim ona çok ağır geliyor. İçindeki hisleri çok bastırmasıyla hastalığı geri geliyor, zihinsel bir çöküş yaşıyor ve hastaneye kapatılıyor. Belki de Dostoyevski burada iyilik ve saflık dünyanın kötülüğüne bu kadar dayanabilir mesajı vermek istiyordur...
AGLAYA MI NASTASYA MI?
Kitabı okurken Prens Nastasya'yı mı yoksa Aglaya'yı mı daha çok seviyor bunu çok düşündüm. Özellikle sonlara doğru yaptıkları konuşma sırasında Aglaya'yı seçmemesi şaşırtmıştı beni. Prens en yanlış kararı buydu bence. Kendi dediğine göre ikisini de seviyor ancak Prens zaten herkesi seven, kabul eden birisi. Bence ikisine de aşık değil ancak Nastasya'ya daha yoğun duygular beslediği kesin. Bunun sebebi de Nastasya manipülatif bir karakter aslında. Nastasya'nın küçükken cinsel istismara uğraması yıllarca içinden atamayacağı lekelenmiş ve kendini cezalandırma hissini uyandırıyor. Nastasya içinde kendini mahvetmek istiyor ve değersiz hissediyor. İçinde böyle olan Nastasya dışarıya ise çok güzel, cilveli ve alaycı biri olarak yansıyor. Sürekli bu hislerin arasında gelgit yaşayan Nastasya tutarsız davranışlarıyla daha da ilgi çekici hale geliyor. Prensle içten içe mutlu olabileceğini bilen Nastasya kendini bu temizliğe ve saflığa layık görmüyor ve kendini karanlık tarafıyla Rogojin'in o tutkulu, karanlık tarafına bırakıyor.
Diğer tarafta Aglaya ise çok daha çocuksu ve saf. Çok kaprisli olsa da toplum gözünden iyi eğitim almış, zeki, kültürlü, esprili bir kız. Toplum görüşünü önemsiyor bu yüzden prense içten hayranlık duysa da imajı olarak "budala" gibi gözüktüğü için onun kararsızlığını yaşıyor. Prensle çok acımasız alaylar ettiğine değinmeden geçemeyeceğim.
Sonuç olarak Nastayna'yı seçmesinin sebebi onun daha çok prensin iyilik tarafına hitap etmesi. Prens sürekli iyiyi seçen birisi olduğu için Nastasya'nın içini görüyor ve bu da onun iyiliğini öne çıkarmasını sağlıyor aslında. Aglaya ise çocuksu, daha evlenilebilecek yapıda ama prens de çocuksu. Bu yüzden prensin onun yanında daha büyükçe davranması gerekiyor. Prens ikisini de seviyor şüphesiz ama Nastasya'ya iyi gelme isteği onun mantıksız kararlar almasına yol açıyor olabilir.
PRENS'İN AMACI NE?
Prensin pek bir amacı yok gibi. Olaylar çevresindeki insanların onunla etkileşime girmesiyle meydana geliyor. Prens olayların öncülüğünde daha pasif. Ama girdiği her etkileşimde iyiliğiyle birilerini etkiliyor. Bu yüzden Prensin tek amacı çevresindekilere karşı iyi olmak diyebilirim.
SONUÇ
Ben böyle bir kitap okumadım. Yıllar içinde tekrar tekrar okuyacağım.