Şu ana kadar okuduğum kadarıyla konuşuyorum: Bu kitabı sevenler neyini sevdi hiç anlamadım.
Yazar kitabın dünyasını oluşturmaya epey emek harcamış, bu anlaşılıyor. Kendi zaman kavramı, ejderha türleri, bir soyağacı, kart oyunu, dili, halkları, yaratıkları vb. var.
Ama konu? Konu YOK.
200 sayfayı devirmeme rağmen hala "Bu kitabın konusu ne ya?" diye düşündüğüm için gidip arka kapak yazısını okumuştum. Kitabın konusu yokmuş gerçekten de. Sürekli olarak bir şeyler oluyor; kadın karakterin başına o geliyor, bu geliyor; oraya gidiyorlar, buraya gidiyorlar ama bunlar neye hizmet ediyor asla anlayamıyorsunuz. Kitabı bıraktığım noktanın biraz öncesinde bir şey ortaya çıktı. Yazar ters köşe yapmaya çalışmış mı anlamadım, yapmaya çalışmış gibi değil gerçi. Ben spoiler yediğim için şaşırmadım da zaten.
Neyse nerede kalmıştım... İşte bir şey ortaya çıktı ama... Çıktı da ne oldu? E ne olacak şimdi? Nereye gidecek bu kurgu? Tahmin etmek imkansız. Belki bu noktadan sonra bir amaç ediniriz ama 380 sayfa okumuşum be, bu kadar sürmesi normal mi Allah aşkına?
O 380 sayfayı sadece okudum, bomboş geçti. Haliyle hiçbir yere varmayan ve varmayacakmış gibi görünen, herhangi bir amaca hizmet etmeyen bu kadar şeyi okudukça artık bıktım ve kitabın kalanını - ki yarısı falan ediyor bu - okuma isteğim kaçtı. Allah kahretmesin, şu Dördüncü Kanat'ta bile bir konu vardı. Quicksilver'da da... Yani o da tam değildi ama vardı yani bir şeyler.
Yazar artık bizi gerizekalı mı sanıyor bilmem ama kitabın başına sözlükçe koymuş. O bahsettiğim zaman kavramı, karakterler, bölgeler, yaratıklar... Hepsini teker teker açıklamış. Ben oraya bakmadım. Bu kadar şeyi oluşturmayı biliyorsan okura kitabın içinde anlatmasını da bileceksin. Anlatamıyorsan iyi bir yazar değilsindir veya boyundan büyük işlere kalkışmışsındır.
Başta iyi de anlatıyordu aslında. Tanrıların insanlarla olan ilişkisi, insanların onların gücünü nasıl kullandığı falan... Onları gayet iyi anladım ama ondan sonrasında direkt anlatmaya pek uğraşmamış gibi geldi. Romantasy bir kitaba epik fantastiğe uygun bir dünya verirsen olacak şey budur zaten.
Tabii 260 sayfa falan var daha, gittikçe parçalar daha da yerine oturuyordur belki, orasını bilemem. Ama ben bir kitabın yarısını geçmişsem hala sanki ilk 100 sayfayı okuyormuş gibi hissetmek istemem. Hem dünya hakkında sahip olduğumuz bilgiler hem de olay örgüsü bakımından.
Ana karaktere gelelim de... Offf gerçekten. Şu romantasy yazarlarının çoğunda ciddi bir sorun var gerçekten. Ya neden yazdığınız karakter bu kadar antipatik? Neden hepsi böyle sevimsiz, agresif, itici, suratsız? Bir yandan da çok güzeller ama, o da asla değişmez. Raeve'in kar beyazı bir teni, masmavi gözleri ve kapkara, uzun saçları var mesela. Tabii kişiliğine, hareketlerine baksan...
Kitabın taa başında bir görev için bir mekana girmeye çalışıyor. Mekanın girişindeki muhafız da doğal olarak bunu kolay kolay içeriye sokmuyor. Adamı ikna etmeye çalışırken kız içinden "Aslında onun kafasını duvara çarpmak istiyordum, aslında hançerimi boğazına saplamak istiyordum." gibi şeyler geçiyor. Ya siz her suikastçı böyle her Allah'ın kişisine karşı nefret dolu olmak zorunda falan mı sanıyorsunuz? Ne bu agresif karakter takıntınız? Bunun soğukkanlılık olduğunu sanıyorsunuz gidin bir iki sözlük karıştırın.
Bir de sürekli olarak birilerini öldürmeye ve dövmeye olan arzusundan bahsetmesi var. Sanki anasının karnından adam öldürerek çıkmış gibi öldürmeye karşı takıntılı. Elleri birilerini öldürmek için genelde seğiriyormuş falan... TAMAM KANKA EN KATİL SENSİN.
Sonra bir ara erkek karakter buna çorba yapıyor. Bu da "Off, ona çorba için teşekkür etmedim. İğrenç bir misafirim." falan deyip adama teşekkür ediyor, çabasını takdir ettiğini söylüyor. Nee?? Ya kusura bakma da başta tamamen nefretten ve öfkeden ibaretti bu, şimdi ne oldu da içinden böyle bir kibar biri çıktı? "Ya agresif ve acımasız olabilir ama aslında içten içe kibar biri." demek istemişsin belli ki ama olmamış. Başta o kadar keskin hatlarla yazmasaydın o zaman. Oradan buradan elementler çıkararak bırakın kompleks karakter yazmayı, oturmuş bir kişiliğe sahip bir karakter bile yazamazsınız.
Bunun yanında sürekli olarak erkek karakterden nefret ettiğini, onu öldürmek istediğini söyledikten sonra adam acımasız babasından bahsedince bir anda sempati duymaya başlaması ve babasını öldürerek intikam almak istemesi var. Ya neden bahsediyorsun sen? Ne intikamı, kimin intikamı? Tamam Raeve, içten içe çok duygusal olan bir sevgi pıtırcığı oldun şu anda.
Adamı öldürmeye gidiyor, sonra bir azıyor ve sevişmeye başlıyorlar. YA NE? Ya siz araya cinsellik koymadan ilişki gelişimi yazmayı bilmiyor musunuz? Bir de üzerine böyle saçma salak sahneler yazarak neyi amaçlıyorsunuz? Kafalarının içinde artık neler dönüyorsa anlamak mümkün değil.
Ha bir de saf. Adamın arkasından o kadar salladıktan sonra adam iki güzel kelime edince "Sandığım gibi bir canavar değilmiş." diyor. Sen bu saflıkla nasıl bu kadar yaşadın Raeve?
Erkek karakter hakkında da doğru düzgün bir şey göremedik ama mevkisinin gerektirdiği olgunluğa sahip değilmiş gibi görünüyor. Babasının kellesini alarak kral falan olmuş ama kızla birbirlerine dil çıkarıyorlar. Eminim ileride kızın köpeği olur. Zaten açtığım rastgele bir sayfada "Sen benim derimi yüzsen ben seni yine severim." diyordu. Tamam kanka en aşık da sensin. Düştüm şu anda, yerdeyim.
Elluin diye bir karakter var, arada onun günlüğünden parçalar okuyoruz. O bölümleri başta çok sevmiştim, kitapla ilgili sevdiğim tek şey o bölümlerdi hatta. Elluin'e de ısınmaya başlamıştım ama ortaya çıkan o şeyden sonra o da gitti.
Yazarın enter tuşuna ve betimlemeye bir takıntısı var. Sürekli enter tuşuna basıyor. Bir kelime yazıyor, hemen aşağıya başka bir tek kelime daha, onun da hemen aşağısına başka bir tek kelime daha. Ay ama yeter artık.
Ne kadar çok ve karmaşık betimleme yaparsa yazımının o kadar güçlü olacağına inanıyor herhalde. Sonrasında biraz azaldı ama özellikle de başta yerli yersiz o kadar çok betimleme vardı ki. Bir de bari güzel olsalar ama çok saçmalar. Betimleme yapmak için yapmayın lütfen.
Virgül kullanarak sıralı cümleler yazmaktansa önce bir cümle yazıyor, nokta koyuyor, sonra o yazdığı cümleye ek başka bir cümle yazıyor.
Örnek:
Vücudum etrafını incecik bir kuyruk gibi saran buz gibi bir uykunun derinliklerine gömülmüş halde hiçlik dalgasının içine çekiliyordum.
Güzel ve hipnotize edici hiçlik.
Ta ki bir şey kulağımın yakınında şaklayarak beni uykumdan koparırcasına yüzeye çekene ve gerçekliğin sancılı çığlığının içine atana kadar.
Sıcak, acı verici ve ağır gerçekliğin.
Arada sırada yapsa tamam diyeceğim de sürekli ve sürekli yapıyor bunu. Bıktım usandım. Şiirsel falan değil, sinir bozucu.
Kahraman bakış açısından yazılmış ve birden fazla anlatıcıya sahip kitaplarda şöyle bir sorun oluyor. Karakterlerin hepsinin bölümlerinin aynı şekilde yazılması. Zaman zaman bu kitapta da bunu hissettim. Yazar hepsinde enter tuşuna abanmaya devam ediyor ayrıca. Siz bu konuda ne düşünürsünüz bilmem ama bana kalırsa bu bir sorun. Bunlar farklı karakterler değil mi? Konuşma, anlatma biçimlerinin bir şekilde birbirinden ayrılması gerekir.
Spoiler içermeyen bir inceleme yazmak istediğim için bahsedecek başka bir şeyim kalmadı. Dediğim gibi olaylar bir gelişim sürecini yürütmektense rastgele gerçekleşen şeyler gibi oldukları için ayrıntılı olarak yorumlayacak pek bir şey de yok.
Normalde kitapları yarım bırakmakta zorlanmamama rağmen bu kitabı bırakmak istemedim ama sonunu getirmem imkansız gibi görünmeye başlamıştı. Bir ara geri kalanını okur muyum hiç bilmem. Sağ olsun, okuma isteğimi de aldı götürdü.