6/10
·80 syf.··
2025 22. kitabı
Yaratılmış en iyi fantastik evrenlerden biri olan Avatar evreninin Orta Dünya gibi felsefi idealist ve örtük ırkçı bir mantıkla değil tarihsel ve diyalektik materyalist bir tarzda yazılmış olması bu evrende geçen hikayelere insanlığın geçmişte ve günümüzde mücadele ettiği pek çok sorunu hikayelerine yedirebilmesi imkanını sağlıyor. Bu evrenin hikaye anlatıcıları da bu imkandan yararlanarak okuması çok zevkli anti-kapitalist, anti-faşist ve anti-emperyalist öyküler yazabiliyorlar. Imbalance hikayesi de bu temalara değinen, içinde oldukça yüksek bir potansiyel barındıran ama maalesef heba edilmiş bir öykü. Aynı zamanda da sevmediğim tek Avatar öyküsü. Bu hikayede yazarlar bize aslında Cranefish Town üzerinden bir kapitalistleşme öyküsü anlatıyor. Cranefish Town, İngiltere'de feodalizmin çözüldüğü ve kapitalist gelişmenin başladığı 19. yüzyıldan Manchester ve Liverpool gibi işçi kentlerinin bir portresi olarak ortaya çıkıyor. 100 Yıl Savaşı'nın bitişiyle bu şehirde yaşanan ekonomik gelişim şehrin hızla büyümesine ve haliyle çarpık kentleşmeye ve yoksulluğa sebep oluyor.(Tıpkı 19. Yüzyıl İngiliz işçi kentleri gibi) Teknolojik gelişimin İngiltere'de lonca sistemini bitirmesi ve yüksek maaşlı kalifiye zanaatkarları işsiz bırakması gibi burada da gelişen makinelerin bükücüleri işsiz bırakmasına şahit oluyoruz. Fransa'da işsizlik ve yoksulluğunun sebebini yeni makinelere bağlayıp onlara zarar veren Sabotajcı ilk işçi hareketlerinin ortaya çıkışı gibi kitapta da bükücülerin bükücü olmayan kişilerin sahip olduğu fabrikaları patlattığını görüyoruz. Bence bu mükemmel bir analoji. Bunun yanında işsiz kalan bazı bükücülerin toplumsal koşulların dayatmasıyla suça sürüklendiğini ve bu durumun tüm bükücülere karşı bir öfkeye ve ırkçılığa sebep olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda da bu teknolojik gelişimi ve sebep olduğu işsizliği bükücü olmayanların bükücülerle aralarındaki mesafeyi kapatması olarak okuyan ve bunun doğal düzene aykırı olduğunu düşünen bender supremacist faşist bir grup görüyoruz. Toph ve Katara'nın Liling'in bükücülük gücünün alınması üzerine yaptığı tartışma da bana Watchmen çizgi romanını hatırlattı. Evet Liling tıpkı Ateş Lordu Ozai gibi faşist birisi ve kimliğinden bir parçayı kaybetmek gibi ağır bir cezayı hak ettiği söylenebilir. Ancak hem Sokka'nın(ki bu hikayede bir nebze de olsa çözüm odaklı davranan tek kişiydi) dediği gibi Liling'in bükücülüğünü almak gibi lider odaklı bir çözüm şehirde yükselen faşizmin ve ırkçılığın materyal koşullarını düzeltmeyecektir hem de böylesine büyük bir kararı Aang'in tek başına alması doğru mudur? Onu kim denetleyecektir? Aang canının istediği her kişinin bükücülüğünü alma hakkına sahip midir? Bir başka deyişle: Kim gözleyecektir gözcüleri? Otoriteye, faşizm ve ırkçılığa, hızlı kapitalistleşme ve yoksulluğa dair kitapta işlenen bu temaları okumak oldukça zevkli olsa da kitabın bu sorunlara düzgün bir çözüm bulamadığını ve özellikle yoksulluk ve suç konusuna kaliteli bir şekilde eğilmediğini düşünüyorum. Avatar öyküleri sistemin bozukluğuna dair her zaman çok kaliteli eleştiriler yapsa da konu çözüm önerilerine geldiğinde çoğu zaman biraz liberal kaçmıştır. Ancak bu öyküde liberal bir çözümle bile karşılaşamıyoruz. Kitapta şehirdeki suç oranına dair verilen ilk öneri bükücülüğü yasaklamak ki bu en az Liling'in düşünceleri kadar ırkçı bir öneri ve bu öneri reddedildikten sonra Toph'un babası konuyu bir daha asla açmıyor ve bu konu unutuluyor. İkinci öneri ise şehirde bir polis gücü kurmaktan ibaret ve kitabın sonunda yapılan tek şey de bu öneriyi gerçekleştirmek. Suçu yaratan yoksulluğa dair kitap hiçbir öneride bulunmadan sadece sonuçlarıyla uğraşmak için bir polis gücü kurma önerisiyle geliyor. Avatar ekibinin sahili temizlediği sahne dışında şehirdeki çarpık kentleşmeye, yoksulluğa ve işsizliğe, kirliliğe, yükselen faşizme ve ırkçılığa dair hiçbir öneride bulunulmuyor. Ayrıca hikaye boyunca bu sorunların asıl muhatabı olan işçi sınıfı ile neredeyse hiç temasa geçilmiyor ve kitap boyunca sırf burjuva oldukları için şehrin yönetiminde söz hakkı olduğunu söyleyen bir grubun çatışmalarını okuyoruz. Örneğin şehire bir planlamacı getirildiğine ve şehrin yeniden planlandığına, Aang ve Toph'un şehir sakinlerine daha sağlıklı ve güzel evler yaptığına şahit olmuyoruz. Şehirdeki işsizliği çözmek için yeni iş imkanları yaratıldığına, fabrikalardan yayılan atıklara dair bir çözüm önerisi sunulduğuna, şehirde yönetimi belirlemek için bir seçim yapıldığına dair hiçbir şey görmüyoruz. Kısacası şehirdeki sorunları gerçekten çözecek konularda hiçbir adım atılmıyor kitapta. Diğer Avatar kitaplarına kıyasla çok daha çocuksu ve ucuz çizimleri de katınca Imbalance güzel bir arka plana ve potansiyele sahip olsa da kalitesiz yazarlıkla heba edilmiş bir öykü olarak karşımıza çıkıyor maalesef.
Edebiyat
Avatar: The Last AirbenderMichael Dante DiMartino · Dark Horse Books · 201849 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.