Gönderi

4/10
·524 syf.··
2025 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Temmuz 2025 09:21
Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk’un 2008’de yayımlanan romanıdır. Hikâye 1970’ler ve 1980’lerin İstanbul’unda geçer. Roman, zengin bir ailenin oğlu Kemal ile uzak akrabası Füsun arasındaki imkânsız aşk etrafında şekillenir. Kemal, nişanlı olmasına rağmen Füsun’a aşık olur ve hayatının geri kalanını onun etrafında şekillendirir. Romanın en özgün tarafı, anlatının bir müzeyle bütünleşmesidir: Kitapta geçen eşyalar daha sonra gerçekten İstanbul’da açılan Masumiyet Müzesi’ne yerleştirilmiştir. Yapı Kredi Yayınları farkını buradan görmüş olduk. Başındaki yazar tanıtımı bile kronolojik sıra ile verilmiş; yazar hakkında bilgi olsun, sonu olsun, hepsi çok başarılıydı. Karakterler gerçekten oturmuştu ve onları tanımak, anlamak ilginçti; çünkü bu karakterlerin ne kadar gerçekçi düşünüldüğünü gösteriyor. Mesela Sibel; aslında çok iyi bir insan, merhametli ve ailesi olacak adam için çok fazla fedakarlık yaptı ama o adam onu asla hak etmedi. Sibel’in kötü özelliklerinden en büyüğü, işçi insanları hor görmesi ve Avrupa’ya takıntısı yüzünden hayatı kaçırmasıydı. O güzel günlerin sonunu da bu özellik getirdi zaten. Kadınların partnerlere karşı merhametli olması sonucu, erkeklerin kadınları bilinçaltında anne gibi görüp aşk ve evlilik duygularının ölmüş olduğunu buradan gördüm ve anladım. Diğer bir karakter, Kemal’in annesi; toplumumuzda kutuplaşmış bir toplumda her iki yönde de gördüğümüz tiplerden biri. Ölüm anında bile insanların verdiği tepkiyi düşünür, davetiyedeki isimlerin yanlışlığı ve sıralanışı sürekli aklındadır; ağlamasına veya bayılmamasına rağmen kürkünü giymesi, aslında o yaşlardaki birçok kadında olan bir durum. Daha önceden bu günü zihninde yaşayıp bilinçaltında hazırlanıyorlar. Her zaman hayatlarının her anında oldukları gibi, o gün de her şeyin en iyisi olsun, insanlar ne der düşüncesiyle hareket ediyorlar. Onu etrafımdaki birçok insanla bağdaştırdım. Ayrıca Kemal’in annesinin oğlunu her yönden desteklemesi ve kitabın en başında Sibel’e hayranken sonlara doğru onu sevmemesi—bunun sebebinin kedi sevmemesi olması—beni çok güldürdü ve unutulmayacak bir anı bıraktı. Bu arada ondan öğrendiğim yemek ismi: “güveçte sarımsaklı karides ve bol limonlu zeytinyağlı enginar” :))) Kitapta dönemler vardı; mesela Kemal’in depresyon dönemi. O dönemde okuyucunun midesini bulandırıp cılkını çıkarıyor ve bir noktada “herhalde kitap hep böyle ilerleyecek” dedirtiyor. Ben de bıraktığı his midemi bulandırdı ve gerçekten aşk acısı hissettirdi. Bu konuda çok düşündüm; her dinlediğim şarkıda Kemal ve Füsun’u hatırladım. Böyle üzerine düşünmeye, tartışmaya ve günlerimi alıp aklımı meşgul eden kitapları güçlü buluyorum. En nefret ettiğim, tiksindiğim ve iğrenç bulduğum karakter Kemal oldu. Okuyucu kandırıyor; başta fazla kızmayalım diye bizi kandırıyor, sonra gerçek yüzünü gösteriyor. Bu kitapta kara mizah da var ve bazı yerlerde gülmeden edemedim. Ahlak konusu ise beni çok rahatsız etti. Bazı insanların böyle hayatları olduğunu tamamen unutmuş ve gözden çıkarmıştım. Ama ne kadar ahlaksızca ve iğrençti… Sayfa 292-293’te öyle haklı bir açıklama yapılmış ki: Eğer Avrupa’da olsaydı, Kemal’in yaptıklarına karşı birileri tepki gösterirdi ve senin bu şekilde yaklaşman doğru değil derdi. İslami bir yerde olsaydı, zaten bu şekilde hiçbir şekilde yaklaşamayacaktı. Kemal’den nefret etmemin bir sebebi de, aşk diye nitelendirdiği şeyin aslında cinsellik olmasıydı. Eğer aşk bedene duyulan bir şeyse, tamam. Ama kitap boyunca Füsun’un bedenini izledik; ruhunu görmedik. İlk görüşten son ana kadar hep beden odaklıydı. Bu yüzden müze fikri de bana saçma geliyor. Bir insanın dokunduğu şeyi ben neden gidip izleyeyim? Sadece farklı bir fikir ve tarz ilgimi çekti; ülkemize böyle bir şey gerekliyse yapılsın ama emin değilim… Takılı kaldığım bir alıntı da şuydu: “Bizdeki güzel kadınların hepsinde gördüğüm, güzelliğini sanki yaptığı bir şeymiş gibi mağrurca ileri sürmek… hiç Füsun’da yoktu. Şımartılma, sürekli övülme isteği de…” Bu konu dikkatimi çekti çünkü hiç düşünmemiştim. Bir kadının kendine verdiği değerin, bakımın ve güzelliğinin karşılığında güzel sözler duymak istemesi kötü bir şey mi? İstememeli mi? Sonlara doğru Kemal’in “Bundan sonra okuyucuya karşı dürüst olurum” satırını okuyunca, şimdiye kadar dürüst olmadığını anladım. İşte genel olarak tahlillerim ve notlarım bu şekildeydi. Güçlü bir kitap olduğunu itiraf edebilirim ama beğendiğimi asla söyleyemem. Merhametle kalınız.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
·
118 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.