Gönderi

İslam ve Mevcut Bakiyesi
وقال النبي (صلى الله عليه وسلم): "الْإِسْلَامُ ‌يَعْلُو ‌وَلَا ‌يُعْلَى عليه" İslam yücedir, ondan üstün ve yüce hiçbir şey yoktur. Buhârî, Cenâiz 79 Dârakutnî, es-Sünen 3: 525 Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6: 205 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6: 128 Ayçin Kantoğlu’nun “Korkarım İslâm mevcut bakiyesinden memnun değil ve kendine yeni bir bakiye devşiriyor” sözü, günümüzün en ibretlik manzarasını tasvir edercesine yürek burkan bir hakikati haykırmaktadır; zira bizler, bir yandan Batı’da, Hristiyan kültürün içinde büyümüş, seküler bir çevrede yetişmiş nice genç kızın hakikati araya araya İslâm’a koşup sarıldığını, en cazibeli yaşlarında, en çok arzuların peşinden koşulabilecek bir çağda iken “Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, inanmış bir erkek ve kadının kendi işlerinde tercih hakları yoktur” (Ahzâb, 36) ilahî hitabına boyun eğerek tesettüre büründüklerini görmekteyiz; öte yandan Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, İran’ın, Arap coğrafyasının doğrudan İslâm mirasına doğmuş evlatlarının, bu nimeti hor görüp tesettürü “geri kalmışlık” ya da “ağırlık” diye damgalayarak çıplaklıkta, teşhirde, taklit ve özentide bir varlık mücadelesi vermeye kalkıştıklarına şahit oluyoruz. Aynı manzarayı erkeklerde de görmek mümkündür; zira Batı’da İslâm’la tanışan genç erkekler, en çok içkinin, kumarın, fuhşun cazibesi altında kalabilecekleri bir çağda her şeye rağmen mescitlere koşmakta, Kur’an okumakta, iffetli bir hayatı seçmektedir; buna karşılık bizim coğrafyamızın erkekleri, namazı yük görmekte, zinayı normalleştirmekte, kadın bedenine kilitlenmiş bakışlarını “özgürlük” diye meşrulaştırmaktadır. Ne hazindir ki İslâm’a sonradan girenlerin, güzellik ve alımlarıyla dünyada en çok imtihan edilebilecek konumda oldukları halde, büyük bir teslimiyetle örtünmeye sarılmaları; buna mukabil doğuştan İslâm nimetiyle şereflendirilmiş, asırlardır ezan sesleriyle büyümüş, Kur’an’la yoğrulmuş, dedelerinin şehit kanıyla suladığı bu toprakların kızlarının o nimeti elinin tersiyle itip, “moda” adı altında bedeniyle teşhir piyasasına sürülmesi ve erkeklerinin aynı şekilde emaneti heves uğruna harcayarak sefahati yaşam biçimi hâline getirmeleri, bir mukayese değil, adeta bir felaket tablosudur. Kur’an-ı Kerim'in, İbrâhîm sûresinin yedinci ayetinde buyurduğu “Eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım çok şiddetlidir” ihtarı tam da bu noktada yankılanmaktadır. Yine Âl-i İmrân sûresi 140. ıncı ayette zikredilen “Günleri insanlar arasında döndürür dururuz” ayeti ise tarihin işleyişine dair derin bir hakikati gözler önüne sermektedir. Allah, nimetine nankörlük edenin elinden alır ve en ummadığın kişiye verir; bir topluluk kendisine bahşedilen nurun kıymetini bilmezse, o nur onlardan çekilir ve hiç beklenmedik ellerde yeniden parlar. İşte bu yüzden, dün İslâm’ın en büyük bayraktarlığını yapan milletlerin çocukları bugün tesettürden nefret ederken, namazı terk ederken, iffeti küçümserken; bir zamanlar İslâm’a kapılarını sıkıca kapatmış Batı toplumlarının bağrında, kadınlar kendi iradeleriyle örtünmeye, erkekler kendi iradeleriyle secdeye kapanmaya, kendi kalpleriyle iman etmeye başlamaktadır. İslâm, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir nimettir; nimetin kanunu ise bellidir: “Şükrederseniz artırırım” (İbrâhîm, 7). Şükretmeyen, nimeti hor gören, kendi kimliğini Batı’nın modasına, kapitalizmin meta kültürüne, teşhirin sahte özgürlüğüne teslim eden kadın da, sorumluluklarını unutan, heveslerinin peşinden sürüklenen erkek de yalnız kalır; Allah onları hevesleriyle baş başa bırakır, dünyaya meftun eder, meta ile rezil eder. Dün Haçlı Seferleriyle İslâm’a hücum eden coğrafyalarda bugün genç kızların örtünmeye başlaması, erkeklerin camiye yönelmesi, buna karşılık Osmanlı’nın torunlarının tesettürü “esaret” diye yırtıp atması, namazı terk etmesi, iffeti değersizleştirmesi aslında İslâm’ın şahıslarla ve milletlerle kayıtlı olmadığını, nimetin sürekli el değiştirdiğini, iman şerefinin kimseye miras kalmadığını, Allah’ın her an kulları arasında tercih yaparak hakikati başka gönüllere devşirdiğini göstermektedir. İşte bu tablo, bize şu uyarıyı haykırır: İslâm senden razı olmazsa, senin elinden kayıp gider ve Allah onu, senin küçümsediğin, hor gördüğün, “bu asla Müslüman olmaz” dediğin ellerde yüceltir; sen ise elinde hiçbir şey kalmadan, tükettiğin meta ile, çıplaklığın ucuz pazarıyla, özgürlük diye dayatılan kölelik zincirleriyle, erkeğin sefih hevesleriyle, kadının modaya tapar hâliyle baş başa kalırsın.
·
60 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.