Hakikatimiz ve İdrâkimiz

Hz. Ömer (r.a) karşılaştığı her sıkıntı ve musibet için şu üç sebepten dolayı Allah'a şükretmiştir: Musibetin dinine değil, dünyasına gelmiş olması: Yaşadığı sıkıntının imanını, ibadetini veya ahlakını sarsacak bir manevi musibet değil, dünyevi bir kayıp veya dert olması. Musibetin daha büyüğünün verilmemiş olması: Başına gelen bu musibetin, gelebilecek olan daha ağır felaketlerin yanında daha hafif kalması. Bu musibetin ecrini (sevabını) umması: Baş gelen her türlü sıkıntıya sabretmenin karşılığında Allah'tan büyük bir ecir ve günahlarına kefaret olacağını bilmesi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
قال هذا فراق بيني و بينك.
2019 Buhranım. Ve bir kalbe gerçek değeri vermeyi bilmeyerek onu ziyan edişimin pişmanlığı. Bugün eski defterleri, o örtülü mesaj durumlarının arkasına sakladığımız, satır aralarında birbirimizi aradığımız günlerden kalan yazıları açıp okudum. İçim burkuldu. Zamanında yazarken kalbimin yerinden çıkacağını sandığım, her kelimesine ömrümü verdiğimi düşündüğüm o cümleler... Ne kadar da sığ, ne kadar tekdüze ve klişeymiş meğer. Hep aynı şeylerin etrafında dönüp duran, ilk heyecandan sonra giderek ruhunu kaybeden birer kelime yığınından ibaretmiş her şey. İnsan yazarken kör oluyor demek ki. O vakitler, aynı basmakalıp sözleri defaatle söylesen bile kalbindeki yangının büyüklüğüne aldanıp en özgün şiiri yazdığını sanıyorsun. Kendini eleştirmekten, dışarıdan nasıl göründüğüne bakmaktan aciz kalıyorsun. Ama suç sadece benim kalemimde mi, bilmiyorum. Ben onun ne sesine hâkimdim, ne kelimelerine, ne de ruhunun o ince detaylarına. O buna hiç izin vermedi ki... Bir insanı tanımadan, gizemli bir sis perdesinin arkasından sevince, aşk en mahir âşığı bile bir yerde yüzeysele mahkûm ediyormuş. Sesini duymadığım, dünyasına kabul edilmediğim bir kadına yazabileceğim şeyler, nihayetinde kendi hayal dünyamın klişelerinden öteye geçemedi Gerçek bir bağ beslemeyince, aşkın o en canlı hissi bile zamanla kuruyup ruhsuzlaşıyor, kendini tekrar eden sıradan bir anlatıya dönüşüyormuş bugün ona yazdığım mesajlarda farkettim. Yazık ettim/k; ben kendi içimde bir hayale taparak kelimelerimi tükettim, o ise o perdenin arkasından çıkmayarak koskoca bir sevdayı bir iki örtülü mesaja feda etti. Sonuç olarak bu sığlığımın, bu yarım kalmışlığın ve hayal meyal sevmenin hüznününü yaşarken demin şunu mırıldadım: Tasvîri hıyalinle gönül eğleriz ammâ Afsûs ki cânâ, ne sesin var ne nişânın....
Sabahı şeriflerin/iz hayr olsun. 🌹