Hakikatimiz ve İdrâkimiz

BENDEDİR
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,Süslenmiş gemiler geçse açıktan,Sanırım gittiği diyar bendedir.Yaram var, havanlar dövemez merhem;Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tevbe 51
De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
Yunus 10
Orada onların duaları, “Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allahım!”; karşılıklı iyi dilekleri de “selâm” şeklinde olacaktır. Duaları da, “Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun” diyerek son bulur.
Cinsellik Üzerine
Sevgiyle birleşen cinsellik, iki bedenin değil iki kalbin birbirine yaklaşmasıdır. Arzu orada aceleci değildir; beklemeyi bilir. Çünkü gerçek tutku, sabrın içinden doğar. Bir bakışın uzaması, bir nefesin yavaşlaması, iki insanın arasındaki görünmez mesafenin giderek ısınması… Eros yalnızca yakıcı bir dürtü değil, romantik bir çağrıdır aslında. “Seni istiyorum” demenin ötesinde, “Seni seçiyorum” demektir. Sevgi varsa, arzu kabalaşmaz; incelir. Dokunma isteği bir sahip olma hırsı değil, bir yakınlık ihtiyacıdır. Ten, kalbin diline dönüşür. Cinsellik, sevginin en çıplak sınavıdır. Gerçek romantizm, iki insanın birbirini görmesidir. Işığın yüzüne nasıl düştüğünü fark etmek… Sesindeki titreşimi duymak… Gözlerindeki kırılganlığı sezmek… İşte o fark ediş, arzuyu derinleştirir. Çünkü insan yalnızca bedene değil, varlığa çekilir. Sevgiyle yaşanan cinsellikte zaman farklı akar. Her an biraz daha yoğunlaşır. Bir elin diğerine değmesi, sıradan bir temas değildir; “Buradayım” demektir. “Sana yakınım.” Kalp atışları birbirine yaklaşırken, iki yalnızlık yavaşça çözülür. O çözülme bir kayboluş değil, birlikte bulunmadır. Romantik tutku sert değildir; ama zayıf da değildir. İçinde hem ateş hem şefkat vardır. Birini arzularken ona zarar vermek istemezsin; aksine onu korumak, ona iyi gelmek istersin. Arzu ile özen aynı yerde buluşur. İşte o buluşma sevginin olgun halidir. Ve birleşme anı geldiğinde, yaşanan şey yalnızca fiziksel bir doruk değil; iki ruhun aynı ritimde attığını hissetmektir. Düşmanlık ya da zafer değil, derin bir uyum… Kısa bir an için dünya susar. Geriye yalnızca sıcaklık, yakınlık ve paylaşılan bir titreşim kalır.Bu nedenle orgazm, sevginin içinde gerçekleştiğinde, bir boşalma değil bir yoğunlaşmadır. Sevgi cinselliği yüceltir; cinsellik de sevgiyi görünür kılar.
Cinsellik
Biz gerçekten neye üzülüyoruz, neye alışıyoruz?
Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci, Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten; Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci? Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten. İyi nişan alırdı kendini asan zenci, Bira içmez ağlardı, babası değirmenci, Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen. Ülkü Tamer Ülkü Tamer’in en sevdiğim şiirlerden biridir “Konuşma” şiiri ilk okunduğunda insanı şaşırtan, hatta rahatsız eden bir metin. Sert ve provokatif bir dizeyle başlıyor. Şair burada bilinçli olarak okurun konfor alanını bozuyor. Çünkü bu şiir, sıradan bir olay anlatmıyor; duyarsızlığı, alaycılığı ve toplumun trajedilere karşı geliştirdiği tuhaf refleksleri yüzümüze çarpıyor. Şiirde intihar gibi ağır bir konu, neredeyse umursamaz ve yer yer alaycı bir tonla veriliyor. “Ben olsam utanırım” ya da “Bu ne biçim öğrenci?” gibi ifadeler, trajediyi ciddiye almak yerine onu küçümseyen bir zihniyeti temsil ediyor. Aslında burada konuşan ses, şairin kendisi değil; toplumsal bir bilinçsizlik, empati yoksunluğu ve olayları magazinleştiren bakış açısı. Son dizedeki “Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen” ifadesi ise şiirin en çarpıcı yerlerinden biri. Bir insanın ölümü bile sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyor; hayat sıradan akışına, hatta boş eğlencelere dönüyor. Bu, modern insanın trajedilere karşı duyarsızlaşmasının güçlü bir eleştirisi. Ülkü Tamer burada kara mizahı ve ironiyi ustaca kullanıyor. Şiir, doğrudan acıyı anlatmak yerine acıya verilen tepkisizliği anlatıyor. Okur da ister istemez kendine şu soruyu soruyor: Biz gerçekten neye üzülüyoruz, neye alışıyoruz? 𝑆𝑒𝑖𝑟𝑖𝑜𝑠𝑒𝑙𝑙𝑖𝑠
Hayata Dair