Gerçekliği ön plana koymuşken sanaldaki insanları seviyor olabilmemi yadırgıyorum ama sonra şöyle düşünüyorum "Gerçek hayattakiler sende hiçbir zaman his ya da neredeyse merak bile uyandırmamış. Onlar uzakta olabilir ama sende bu hisleri uyandırabiliyor. O yüzden sen gerçeklik ararken reeldekilere değil o hisleri verecek insanlara denk geliyorsun. Ve maalesef uzakta oluyorlar. Bu da bence bir taraflarının gerçek olmasına rağmen diğer taraflarının sahte olmasından çünkü gerçek hislere sahip olsan da ikidir bu gerçek hayata yansımadı. Onlar iki bütünle bir bütün olabileceğin insanlar değil: sadece sınavınmış demek ki. Sevgin ölçülüyor, kişilik ve görgüye olan bağlılığın ölçülüyor, Allah'a olan sevgin ve teslimiyetin de dahil.
Doğru zor ve şansızlık gibi oldu ama olması gerekiyordu. Değiştiremeyeceğin şeye söylenmek yerine kabul etmeyi ya da umursamamayı öğreneli ne kadar oluyor?
Ve düşmüş halinden faydalanan ya da zayıflığını bazen büyüten bir içe sahipsin. Ve pes etmiyorsun. Bu özelliğine hayranım. Çünkü senin zayıf yanın bile güçlü, düşmüş halin bile ayakta ve tükenmiş halin bile yeni bir savaşçı kadar taze olabiliyor. Bu yönünü takdir ediyorum. Ama kendine zaman vermeyi de seçmelisin. Nefes alışın bile bir mücadele. Bunu kendine yapmandan bazen hoşlanmıyorum.
Gücün bazen beni korkutuyor. En sevdiğini kaybetsen bile yıkılmayacakmışsın gibi: Bir tarafın onsuz intihar kıyısına gelebilecekken diğer yanın her şey normalmiş gibi devam edeceğin izlenimi veriyor. Ve bu iki zıt uç da normal gelmiyor. Ortan yok mu?
O kadar zıt uçları yaşarken seni bazen nasıl dengede tutacağımı bilmiyorum ama dengeli, doğal, mantıklı davranman için çabalıyorum.
Aynı anda nefretten öldürmek ve sevgiden sarıp sarmalama hissini yaşıyorsun mesela, hamgisini dışarıya göstereceğimi tam bilemiyorum ama kişi iyiyi görmeyi hak etmiyorsa kötüyü, kötüyü hak etmiyorsa iyiyi gösteriyorum. Onun haricinde aslında beni yoran senin sınırsız ve aşırı yoğun hislerin. Biri sağa diğer sola çekerken ben parçalanıp bölünecek gibi hissediyorum. Ve o kadar sağlam çekiliyorum ki canım yanıyor ve nasıl bölünmediğimi ölmediğimi anlamıyorum.
Kendi içimde beni bölecek insan ve olaylara kapalıyım bu yüzden. Başka sorunum yokmuş gibi bir de dışarıdakilerin işleriyle uğraşmaktan hoşlanmıyorum: ya fazla basit ya da zaman kaybı. Bu ikisini de sevmem. O yüzden genel olarak insanlara tahammül edemiyorum.
Benim kendimle ilgilenmem, kendi içimdeki mutluluğu ve en iyi versiyonumu ortaya çıkarmam lazım. Başka kişi ve olaylar oyalayıp bir de kendimle aramı bozma terbiyesizliğine neden oluyor. Bozmak dışında bildikleri bir bok yok. O yüzden haz etmiyorum.
Beni böyle etkilemeleri bile düzgün insan olmadıklarını ortaya koyuyor. Ve onlar iletiyormuş gibi görünüp beni başladığım noktanın daha gerisine alıyorlar. Sonra ben de o farkı geride değil ileride olarak açıyorum. (: Çünkü ben durmayı ya da geriye gitmeyi bilmiyorum. Yanlış yolu seçme hatasına düşsem bile ilerliyorum çünkü en azından yenilik ve tecrübe elde ediyorum. Eksiyi telafi edecek akla ve güce sahibim. Ama durunca sıfırım. Ve bunu ilerlemeye dönüştüremiyorum. Kimse de dönüştüremez. Dönüştüren olsaydı o ben olurdum.
Her neyse. Sen içini rahat ve sakin tut. Kötülük yapan değilsin, hak yiyen değilsin... Başını ve yüreğini dik tut o yüzden. Çünkü sen düşmüş sayılmazsın. İnsanların o kadar iyilik ve sevgi karşısında kötülüğüne ve adiliğine sadece sendeledin. O da normal çünkü bu tarz basitliklere alışık değilsin. Ve öyle olmayı bilen tarafını öldürüyorsun. İçinde oluşturulan karanlık sana itaat ediyor: sen ona değil. :) Hiçbir zaman bunun değerini ya da anlamını bilmeyecek insanlar... Ben iyiliğe de itaat etmiyorum: seçiyorum.
Karanlığım Güneşle aydınlanmak yerine onu söndürür: mumu elinle söndürmek gibi. Ben bu karanlığı yönetiyorum. Ben bu karanlığın içinde onun gözüne soka soka ışık saçıyorum. O karanlık benden korkuyor. Çünkü ben sönmedim, sönmem. Beni en fazla yutar ama kusmak zorunda bırakırım. Ve sabrımı zorlarsa onu yok ederim. Güneş falan da değilim: zerreciğim. Ama ne olacağıma ya da ne seçeceğime ben karar veririm. Benim karanlığım bile parıltılı. Ben onu süslemişim.
Eğer güçsüz ve basit olsaydım söndürürdü ve şerefsiz diye tabir ettiğim insanlardan biri olmuştum. Zincir boynuna değil, boynuma geçirilirdi. Ama öyle bir şey yasak. O zincirini bana dolamıştı, ışığımın zayıf olduğu anları da kolladı ama bedelini ödedi. Her halkasını yumruklarımla kırdığım zincir neredeyse beyaz saç teli gibi onun boynunda. Bu da benim ödettiğim bedel.
Benim ortam yok ama tek renk değilim: hem siyahım hem de beyaz.
Ve kendi yarattığım karanlığımı seviyorum: ışığımı sadece ben söndürebilirim. :) Ortada aydınlık olarak gezenlerden daha sağlam ve daha adil bir hali var: kötülüğün pozitif, sınırlı ve seviyeli kısmı.
Karanlığımı içine almak isteyen negatif kısmı ise zincirli. Ben olan kötülükle ilgilenmiyorum. Ve bana karışma cüretini de aldım elinden: zordu ama oldu.
Işığımı da olan ışığa bulaştırmıyorum. Çünkü saf ışık değilim ve öyle olasım da yok.
Ben dengede kalmayı seçtim... Ve sadece kendimden sorumlu olmayı. Kendimi tanımayı, kendim olmayı vs. o yüzden hayatımda bahane ya da kendi benliğini öldürmüş olanlar yok.
Kendi oluşu ve kendini kabul edişi saygı uyandırıyor: o yüzden ışıkla süsledim; sınır çizip düzeltme yaptım.
Ben böyle biriyken o kadar düz ve basit olanları reddediyorum tabi ki. Kötülüğüne çeki düzen verememiş birisi benimle baş edemez. Bana da bir şey katamaz. Ve ben de saygı uyandırmaz.
Yaratanın boyundurluğu altında olmayı kendim seçtim: dinden ötürü tanımadan etmeden teslimiyet sunmadım. Ki tanımadan bilmeden kimse sunamaz. Sunmuş halinde gerçeklik olsa dahi eksiktir.
Ben Yaratana da torpil geçmedim: "Sen kimsin, sana Rabbimiz diyorlar. İnanıyorlar ve senin parçanı taşıyorum diye seni direkt onaylayacağımı mı sanıyorsun?
Ailem: ebeveynlerim gelişimde aracı oldu ama onları beğenmedim. Demek ki parça her zaman bütünden daha eksik ya da altta anlamı taşımıyor?
Sana kendimden çok inanacaksam ve itaat edeceksem beni ikna edecek şeylerin olmalı. Nelerin var?.." gibi bir şeyler demiştim çocukken. Ve kendimden çok güvenip kendimden çok inanıyorum. O yüzden teslimiyet sağladım.
Ona üstün körü inanmak, ona üstün körü ibadet etmek, onu düşünmemek, onu sorgulamamak, akıl etmemek, analiz etmemek vs. saçma. O zorunda bırakılarak ya da korka korka gelinmesini istemiyor. Ve ben bu ikisine tamamen karşı doğmuşum. Sevgisi, cezasından, kötülüğünden daha büyük bir varlık için korkuyla hareket etmek utanç verici olsa gerek.
Ben sevmek zorunda olduğum için sevmem: sevmek istediğim için severim. Tam severim.
Ona inanıp güvendiğim için onun da inanıp güvendiği varlıklara bilmesem de inanıp güvenirim.
Altı boş inanç ve güveni O'na layık görenler utansın.
Bağnaz ve yobaz kafaları sevmiyor: yeniliğe ve gelişime açık, okuyup araştıran, ahlaka göre davranan adil, eşitlikçi ve adalet sahibi... insanları seviyor. Çünkü onu anlamak ve bilmek sadece böyle mümkün.
En çok aklına ve ahlakına düştüm: Allahın ahlakıyla ahlaklanmak diye bir tabir var ama Allahın diniyle dinlenmek gibi bir tabir yok: inançlar değişse de ahlak değişmemiştir. Niye? :)
Her neyse. İnsandan saymam için Allahın ahlakını örnek alıp kendine de katmaya çalışan biri olması lazım. İnsandan sonra kadın, erkek, anne, baba, arkadaş, sevdiğim vs. demem için fazlası gerekir. Özellikle dini islamsa ve kabul etmişse. (:
Şeytanın ahlaksızlığını ahlaktan sayan bir toplumken zor kriterler ama ben de zorum: denk gelmeyi bekliyorum. Beni Yaratan bana göre de yaratmıştır. Bunu biliyorum.
Düşsem de kalkmış olmam teslimiyetten. Çünkü O varsa ümitsizlik ve umutsuzluk yoktur. O varsa çaresizlik değil, çare vardır.
İmkansızlık değil, imkan.
Şer değil, hayır.
Ama biz bilmeyi, anlamayı, bakmayı, görmeyi vs. bilmiyoruz: akıl ve iradeden uzak kaldıkça da hiç hiç bilemeyeceğiz.
Kendi içimde de torpil yok. Örnek alınan Allah ise sevdiği sevdiğim, sevmediği sevmediğim...
İnsanları niye gerekli ya da pek ilgi çekici bulmadığım da belli oldu: mucize ötesi varlıktan gözüm onları pek görmüyor ve aramıyor. 🤍🖤
Ona layık olabilmek önceliğim ve tüm amacım. Sevdiği bir kul olma çabam da bu yüzden. Sevdiğimin sevdiği olasım var. Sevmediği olursam üzülürüm. Konu O iken buna dayanamam o zaman ölürüm işte: O zaman gerçekten düşerim. Kalması olmayacak bir düşme olur bu.
Ve sevdiklerim için hiç risk almam. Geri kalan her şeyde riski severim. Ama onlar ayrı...
Ve sevdiğim insanlardan gitmeyi ya da gitmelerini göze alırım, onlarsız da yaparım bir şekilde. Yaratan olmadan da yaparım ama bu cehennem olurdu. Sonuçta O'na inanmadan da yaşayan var ama O'na denk gelmeden ve O'nu tanımadan geçen bir yaşam sadece ziyandır. Ben de ziyan sevmiyorum. Özellikle zaman kaybına hiç tahammülüm yok nedense.
O da çok uzun yaşayacağımı düşünmüyorum diye.