Gönderi

Küçük Bir Çocuğun Hayal Dünyası
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2025 19:15
Şeker Portakalı, sadece bir çocuğun hikâyesi değil; çocuk kalmış yanımızın acı ve sevinçle yüzleşmesi aslında. Beş yaşındaki Zezé, yaramazlığıyla, hayal gücüyle ve kırılgan kalbiyle hepimize benzeyen bir çocuk. Onun gözünden dünya hem masumiyetle hem de acımasız gerçeklerle dolu. Ailesinin yoksulluk çekmesi, babasının mahcubiyeti ve öfkesi, annesinin yorgun ve tükenmiş oluşu; sevgisini göstermekte her zaman zorlanması… Ablası Glória, Zezé’nin bu karanlık evdeki en önemli dayanağı. Ona kol kanat geren, sevgisini açıkça gösteren bir figür. Totoca ise zaman zaman sert, zaman zaman kardeşçe yaklaşan abisi. Aile fertlerinden her biri Zezé’ye başka bir yanını gösteriyor ama hiçbiri onun içindeki yalnızlığı tam anlamıyla silemiyor; onunla iletişim kurmak yerine, bu durum sık sık şiddetle sonuçlanıyor. Bir de bilge dayısı Edmundo var; ona masallar anlatıp hayal gücünü besliyor, yaramazlığının arkasında gizlenen zekâyı gören nadir kişilerden. Öğretmeni de kimi zaman onu anlamaya çalışıyor çünkü onda farklı bir ışık seziyor. Böylece Zezé’nin iç dünyası, aile içinde bulamadığını çevresinden almaya çalıştığı sevgi kırıntılarıyla şekilleniyor. Zezé’nin en yakın sırdaşı ise küçücük bir şeker portakalı fidanı: Minguinho ya da diğer adıyla Xururunca. Yalnızlığını, sevgisizliğini, hayallerini onunla paylaşıp onunla gideriyor. Bu masumiyet bize çocukken kurduğumuz hayali arkadaşları hatırlatıyor. Ama roman ilerledikçe görüyoruz ki, Zezé’nin dünyası yalnızca oyunlardan ibaret değil; çocuk kalbinin taşıyamayacağı kadar ağır yükleri de var. Gelelim Portuga’ya. Başta sert ve soğuk görünen bu adam, zamanla Zezé’nin kalbindeki boşluğu dolduran tek gerçek dost oluyor. Ona güvenmeyi, sevilmeyi, şefkat görmeyi öğretiyor. Ama bu dostluk da uzun sürmüyor. Portuga’nın ölümü, Zezé’nin çocukluğunu, hayal dünyasını bir anda sona erdiren etken oluyor. Belki de hepimiz, içimizdeki Zezé’yi susturan böyle bir kayıp yaşamış ve büyümek zorunda kalmışızdır. Romanın en çarpıcı yanı, çocukluğun saf diliyle yazılmış olmasına rağmen derin bir acıyı taşıması. Zezé bazen öyle sözler söylüyor ki, bir çocuğun ağzından çıkamayacak kadar bilge ama bir çocuğun kalbinden fırlayacak kadar da masum. Özellikle kitabın sonlarına doğru dile getirdiği, “Bu adam bana oğlum diyor ama benim babam öldü” sözü insanın içine işliyor. O yüzden kitap, insanı hem gülümseten hem de boğazını düğümleyen türden bir eser. Yazar Vasconcelos’un dili yalın ama sarsıcı. Uzun süslü cümlelere gerek duymadan küçük bir çocuğun gözünden koca bir dünyanın bütün yükünü gösterip, en sıradan olayı bile satır aralarında bir yara gibi tane tane kâğıda dökerek bize aktarmayı başarabiliyor. Bence Şeker Portakalı, yalnızca Zezé’nin değil; hepimizin içinde saklı kalan çocuğun hikâyesi. Sevilmek isteyen, anlaşılmak isteyen, hayallerine sığınan ve bazen en küçük kayıpta bile sessizce büyüyüp koca bir yara olan yanımızın... (Travmalarımız)
1000Kitap
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,2bin okunma
·
1.824 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.