Bir söz var,
Dilimle yüreğim arasına sıkışmış. (s.26)
Şiirlerini okurken içimde seslendirenin kendisi olduğu bir şair, Yılmaz Erdoğan,sesiyle… Sanki kelimeler sayfalardan kalkıp kendi ses tonuyla dokunuyor. O yalın, derinlikli sesi, bazen bir gülüş, bazen bir hüzün gibi satırların arasından, aşkın içtenliğini, hayatın kırılganlığını ve insanın hayattaki sancısını kendi sesiyle fısıldıyor. Onu okurken aslında yalnız okumuyorum, aynı zamanda dinliyorum, kendi dizelerinin arasında adeta yanı başına oturarak sesiyle bağdaş kuruyor…
Ve yazmak lazımdı
yazmasak olmazdı çünkü(s.54)
Şairlik serüveninde yaşamla yazmayı sık sık özdeşleştiren Erdoğan, şiiri hem bir ihtiyaç hem de varolmanın bir kanıtı olarak görüyor. Şiirlerinde gündelik ve samimi bir dil kullanıyor.
Şiirlerinde kullandığı temalar ekseriyetle aşk, yalnızlık, doğa ve yazma edimi etrafında şekilleniyor. Sevgiliyi doğa, gündelik hayattaki detaylar ve imgeleriyle aktarıyor.
sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah'a inanmaktır.(s.15)
Sevgiliyi mucize ve hayatın en küçük ayrıntısında olduğunun altını dizeleriyle çiziyor.
Şiirleri benim için hep arada uğradığım bir ara durak olmuştur. Bir kitaplıkta en çok yıpranan kitaplar şiir kitaplarıysa, o kitaplık yaşanmışlığın ve hassasiyetin kokusunu taşır. Altı çizili dizeler yalnızca kağıdı değil, hayatın anlamını da çizer, okuyanı derinden yaralar ve aynı zamanda onarır.
Gündelik hayatın kalabalığını susturup ruhunuzun ince tellerine dokunan şiirli okumalar…