Biz aşkın ölümsüz hikâyesini yazdık…
Kelimelerden bir köprü kurduk, duygularımızdan bir nehir akıttık, bakışlarımızla o köprünün üzerinden yürüdük.
Ne zaman başladığını kimse bilmez; çünkü bazı şeyler bir takvime, bir saate, bir başlangıç çizgisine sığmaz. Aşk, zamanın hükmünü tanımayan bir sırdır. Biz, işte o sırrın içinde kendimize bir dünya kurduk..
Bazen sessiz bir gülümseme oldu hikâyemiz, bazen geceyi yaran bir dua.. Kimi zaman şarkılar dillendirdi bizi, kimi zaman suskunluk…
Ama her seferinde kalplerimiz, aynı ritmi çalan iki enstrüman gibi ahenkle atıyordu.. Bizi birbirimize bağlayan, görünmeyen iplerden örülmüş ince bir kaderdi; ne koptu, ne de eskidi..
Fırtınalar geçti, gölgeler üzerimize düştü, zaman zaman yollar ayrılır gibi oldu. Fakat biz, aynı kitabın iki farklı sayfasıydık; ayrıldığımızda bile aynı hikâyeyi anlatıyorduk.
Her gözyaşı, yeniden filizlenen bir gül gibi bize başka bir bahar armağan etti. Her kavuşma, ayrılıkların bile kutsal bir anlam taşıdığını öğretti..
Aşkımız, yalnızca bize ait bir masal olmadı; bizden taşarak zamana karıştı. Yıldızlara dokundu, rüzgârın sırtına bindi, yeryüzünün en sessiz köşelerine bile işledi.
Çünkü gerçek aşk, sahip olunan bir hazine değil; varlığını bütün âleme fısıldayan bir mucizedir..
Biz, aşkın ölümsüz hikâyesini yazdık; kâh göz göze gelerek, kâh birbirimizin kalbine sığınarak…
Ve o hikâye, kâğıda değil; zamanın kalbine kazındı. Çünkü her insan ömrü bir gün son bulur, fakat aşk; gerçek aşk sonsuzluğa karışır..
İşte biz, bir ömrün sınırlarına sığmayan, sonsuzluğa kanat çırpan bir hikâyenin kahramanlarıyız..
Ve gönülden inanıyoruz ki, bizden sonra bile rüzgâr bir yaprağa dokunduğunda, bir yıldız gökyüzünde kaydığında, kalplerin birbirine değdiği her an, bizim hikâyemiz yeniden yazılacak..
___ /Güven Taşdemir