Çok seviyorsun o çiçeği…
Ama bir süre sonra ölecek hissi, içinin bir yerinde ağır bir taş gibi duruyor. Sanki her sabah yapraklarına düşen ilk ışık, hem bir başlangıcın hem de yaklaşan bir vedanın habercisiymiş gibi.
Onu sularken parmakların ürperiyor; kokusunu içine çekerken, zamanın kokusunu da duyuyorsun aslında. Çünkü kalbin bilir: Hiçbir güzellik dünyada sonsuz kalmaz, sadece biz ona sonsuzluk muamelesi yaparız.
Belki de o yüzden daha dikkatli dokunuyorsun çiçeğe…
Bir insanı sever gibi, incitmekten çekinir gibi…
Sanki bir gün aniden solacakmış da sen nefesini fazla sert alırsan o anı hızlandıracakmışsın gibi.
Ama işte en garibi şu:
Ölecek olması, sevgini azaltmıyor. Tam tersine, derinleştiriyor. Çünkü faniliğin gölgesi, sevgiyi daha kıymetli yapıyor. Bir gün kaybolacak olmasının bilinci, o çiçeğin her açan yaprağını küçük bir mucizeye dönüştürüyor.
Belki aşk da böyledir.
Belki insan, sonu olabileceğini bildiği için bu kadar yoğun sever.
Belki yokluğun ihtimali bile varlığın değerini artırır.
Çiçek bir gün solacak, evet.
Ama senin ona verdiğin emek, taşıdığın şefkat, o taze kokuyu içine çekerken kalbinde büyüyen bütün o güzel hisler… solmayacak. Çünkü çiçek ömrünü tamamladığında bile, sende bıraktığı güzellik devam edecek.
Ve belki de sevmenin en gerçek hâli şudur:
Bir gün biteceğini bilerek yine de gönlünü esirgememek, yine de bütün güzelliğinle sevmek.
Çünkü bazı çiçekler, yaşadıkları sürece değil; bizde açtıkları hatıralarla, Allah'a olan aşkımızla sonsuz olurlar.
___ /Güven Taşdemir