·80 syf.····Okunma: 12 Eylül 2025 18:26 "Senin hikayeni anlatmaya bir kadının hikayesini anlatma niyetiyle başlamıştım ama şimdi farkına varıyorum ki senin hikayen, kendi yaşamının ve babamla birlikte yaşamının seni mecbur bıraktığı varolmayışa karşı, bir kadın olma hakkını elde edebilmek için mücadele veren bir varlığın hikayesiymiş.”
Edouard Louis kendi hayatını yaşamaya geç başlayan annesinin hayatını anlattığı kitabında aslına bütün kadınları anlatıyor. Bizim toplumumuzda da böyle değil midir? Kadın doğar ailesi için yaşar, evlenir kocası için yaşar, doğurur çocuğu için yaşar, kendi için yaşamadan bir ömür yitip gider. Çevremize baktığımızda bir sürü böyle yitip giden ya da gitmekte olan hayat görürüz. O yüzden bu kitap, yazarımızın annesi bana çok tanıdık geldi.
Yazarımızın annesi aşçı olma hayalindeyken genç yaşta hamile kalıp evlenmek zorunda kalır. Eşi alkolik ve şiddete eğilimli bir adamdır. Çocukları için katlanan kadın bir süre sonra aldatıldığını fark eder ve boşanır. Genç yaşta çocuklarıyla hayata tutunmaya çalışan kadın kurtuluşu yine bir adamda arar. Bu sefer farklı olacak düşüncesiyle evlenir ama aslında bu adamın da önceki eşinden farkı yoktur. Ancak gerçek yüzü ilerleyen zamanda ortaya çıkacaktır. Bu eşi de alkoliktir ve kadını hep aşağılar. Bu evlilikten yazarımız Edouard dünyaya gelir. Edouard yaşıtlarına ve çevresindeki erkeklere göre oldukça farklı bir yapıdadır. Çocukluğu hep bu durumu sorgulamakla geçer. Ne babası ne de abisi gibi kadınlara ilgi duyar. Çocuklu bu durumu çözmeye çalışmak ve ailesinin anlamamasını sağlamak için çırpınışlarla geçer.
Bir evde sorunlu bir kimlik varsa karşınızda 2 seçenek vardır. Ya o kimlik size normal gelip yadırgamadan, düşünmeden önünüzdeki örnek kimlik gibi bir kimliğe bürünürsünüz. Ya da tam tersi evden kendinizi varlığınızı soyutlayıp kendi kimliğinizi yaratırsınız. Edouard’ın abisi (annesinin ilk evliliğinden olan) babası gibi alkolik ve hayatındaki kadına şiddet uygulayan birisi olmuştur. Aynı şekilde ablası ( annesinin ilk evliliğinden olan) evliliğinde şiddet görmektedir, ancak bunu normalleştirdiği için herhangi bir adım atamaz. Ancak Edouard lise ve üniversite döneminde kendisini ailesinden soyutlar, kendini tanır ve kendine yeni bir hayat kurar.
Annesi Edoard’dan sonra korunmasına rağmen ikiz bebeklere hamile kalır. Bu yoksullukla çocukları büyütemeyeceğine karar verip kürtaj yaptırmak ister ancak kocası “kürtaj cinayettir” diyerek buna izin vermez. Kadın mecburen bebekleri doğurur. Bu evlilik sırasında kadın mutsuz, sinirli, umutsuz bir kadına dönüşmüştür artık.
İlerleyen zamanlarda kocasına dayanamadığı bir nokta da kocasının eşyalarını evden atar ve boşanır. Bu dönüm noktasından sonra kadın anka kuşu gibi küllerinden doğar ve hayata tutunur. Eski enerjisi, mutluluğu ve umut dolu düşünceleri geri gelir. Kendi için yaşamaya başlar. Hayatına yine birisi girer ancak bu sefer daha önceki kötü deneyimlerinden ders alarak ilişkisini sürdürür. Artık önceliği kendisidir. Yazarımızla da arası düzelir ve daha sağlıklı bir anne oğul ilişkisi yaşarlar.
Umarım bu hayatı yaşayan bütün kadınlarımız bir gün yazarımızın annesi gibi küllerinden doğabilir.
Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap su gibi akıp gitti. Diğer kitaplarını da okumak istiyorum.