·152 syf.····Okunma: 24 Eylül 2025 08:37 *Spoiler içerebilir.
Bu kitabı 2.kez okuyuşum.
İlk okuyuşumda beğendiğimi, Mata Hari’ye üzüldüğümü ve erkek egemen sisteme öfkelendiğimi (o dönemler feminazi idim) hatırlıyorum ancak bu okuyuşumda bunları hissedemedim.
Yazar o kadar çok “kadın” oluşundan bahsediyor ki sanki sırf kadın olduğu için bunları yaşamış gibi geliyor, ilk okuyuşumdan aklımda böyle kalmış ancak durum böyle değil. Asıl problem kadın oluşu olsaydı daha farklı suçlardan yargılanırdı ki kendisinin Paris’te olma sebebi oranın zaten “özgürlükçü” bir yer olması. Asıl problem vurdumduymazlığı ve istekleri için her şeyi yapabileceğini zannedip sonuçlarından sorumlu tutulmayacağını düşünmesi.
Bu sefer ki okuyuşumda Mata Hari’ye üzülmedim aksine sinirlendim. Mahkemede tüm gözler onun üzerindeyken kendini savunmak yerine şöhretinden bahseden bir kadına elbette üzülmeyeceğim, her koyun kendi bacağından asılır, buna inanıyorum.
Normalde kendimi ana karakter yerine koyup öyle okurum ama bu sefer öyle olmadı. Feminizmi nazilik derecesinde savunurken bu daha kolaydı çünkü olay zaten değerleri yıkmaktan geçiyordu ki Mata Hari bunun için biçilmiş kaftandı ama bazı değerleri önemsemeye ve aşırılıktan sıyrılmaya başladığınızda Mata Hari’nin hedonist bir yaşam sürdüğünü fark ediyorsunuz. Hedonist yaşayanlar er ya da geç hayatlarını mahvedip kendilerinden geriye hiçbir şey bırakamıyorlar.
Tamamen kötü bir kitap değildi tabii ama bana pek bir şey kattığını söyleyemem, kütüphanemden çıkaracağım bir kitap.