Mehmet Rauf'un ilk okuduğum eserim "Genç Kız Kalbi" oldu "Eylül" adlı eseri ikinci kitabı. Eylül Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı olmakla birlikte Mehmed Rauf'un da ilk ve son başarılı eseridir. Romanın konusu her ne kadar yasak aşk olsa da karakterlerin toplumsal bağları sorgulayıp buna sahip çıkmak istedikleri iç dünyaları beni en çok etkileyen kısım oldu. Böyle olunca da yazar, yaşanan aşkın masumluğunu çoğu zaman bakışların ve gülüşlerin, yer yer de müziğin konuşmasıyla korumaya çalışmış. Sürekli değişkenlik gösteren iç dünyaları ve yansıtılan can sıkıntısı psikolojik bunalımı tetikleyen en büyük etmen.
Kitabın konusu; Suat ve Süreyya evlilikleri çok mutlu gitse de Süreyya artık bağ evinde ailesiyle yaşamaktan ve sakinlikten sıkılır. Suat da Süreyya'nın daha mutlu olması için İstanbul'a taşınmayı kabul eder. Boğaz köylerinden birinden bir yalı alırlar. Süreyya'nın yakın arkadaşı, aynı zamanda da aile dostları olan Necip de bu taşınma ve İstanbul maceralarına ortaklık eder. Süreyya'nın zamanla kendine fazla vakit ayırması, iki tarafın da farklı zevklerinin oluşmaya başlaması Suatı zamanla karamsarlığa sürükler ve iyiden iyiye uzaklaştıklarını hisseder. Bu süreçte yanında hep Necip vardır. Piyano tutkusu için onu yüreklendirir, çalması için besteler getirir ve Süreyya'nın aksine o, hayranlıkla çaldıklarını dinler. Necip ise bir sürü kısa ilişkisi olmuş, kadınlığın aldatmak demek olduğunu savunurken Suat'ın bambaşka bir kadın olduğunu ve Süreyya'nın ne kadar şanslı olduğunu düşünür durur. Ben aşk üçgenini bilmem bu kitapta birtek Necip'in suadını sevdim. Aşkın psikolojik yansımaları okuyucuya sürükleyicilik veriyor. Mehmet Rauf'ta ilk edebiyat eleştirmenlerinden olduğundan yeride biraz başka ve kitap müfredatta zorunlu kitaplardandır. Okumakta ve adaptasyonda ara ara kopmalar olabilir ama devam etmeye değer. Okuyacak olanlara keyilifli okumalar