Ah, bu İngilizlerin kendini beğenmişliği yok mu!
Kolera yüzünden annesini kaybeden Robin, İngiliz bir profesör tarafından İngiltere’ye getirilir; sebebi Babil Kule’si eğitimidir çünkü çeviri için özel kişilere ihtiyaç vardır.
Londra’da birçok dilin eğitimini alan Robin, nihayetinde Oxford’a geldiğinde İngilizlerin sınıfsal, etnik köken, cinsiyet farklılığına şahit olarak dışlanır ama Rami ve Victoire kadar değildir, çünkü Robin’in -ki gerçek adını asla öğrenemedik- bir tarafı İngiliz kanı taşımaktadır.
Bir gece karşısına çıkan ve prestijli Kraliyet Çeviri Enstitüsü’nce çeviri için kullanılan gümüşleri çalan hırsızlarla tuhaf karşılaşma sebebi ile Rami, Victoire, Robin, Letty‘nin hayatlarının akışı değişir.
Britanya’da büyümüş bir Çinli olan Robin, Haiti kökenli Victoire ve Hintli Rami ile İngiliz asıllı olan Letty bazı şeyleri sorgulamaya başlar ancak Robin ve Letty kendi vatanlarına ihanet etmek istemezler; olaylar artık bambaşka boyuta evrilir hepsi için.
Çeviride kaybolan anlamı yakalamak için gümüş külçe kullanımı, Britanya’nın güç ve zenginlik kaynağıdır, bunun için de İngiltere, Çin’e “afyon” ticareti yaparak zaten uyuşuk ve tembel olan -İngilizlere göre- Çinlileri ikna edip rezervlere el koymayı amaçlar.
Gel gör ki, onların göz ardı ettikleri bir kurum vardır: Hermes Cemiyeti.
Britanya gümüş-afyon üzerine Çin ile savaş planları yaparken Robin, kaçınılmaz sonu erteleyemeyecektir.
Akıcı ve heyecanlı bir okuma sunan #babil ‘in tek kusuru, kurgunun fazla uzatılmış olması.