“ Ama şunu unutma ki, bir insanın verdiği sırrı başkalarına ulaştırmak en büyük ahlaksızlıktır!”
Kötü kimdir? Nasıl kötü olunur? Birinin yaşamını darmadağın ederken hala iyi kalabilir mi insan? Peki ilahi adalet? Size hiçbir kötülüğü dokunmamış, kendi dünyasında kendi karakter doğrularıyla yaşayan biri sizin isteklerinize göre yaşamıyor diye onu düşman sayarak, hayatının tüm akışını değiştirebilir ve hatta onunla ilgili en adice şeyleri kişisel çıkarlarınız uğruna konuşabilir misiniz? Sınır nedir? İnsan başkası hakkında kötü konuşurken hiç kendi yaptıklarını hatırlamaz mı?
El Kızı, Orhan Kemal’in “ağlayarak yazdım” dediği romanı. Canım Nazan, anne ve babasını kaybetmiş genç bir kadın avukat Mazhar ile evlenip Mazhar’ın annesi Hacer’in de yaşadığı eve gelir gidiyor. Haldun isimli bir de çocukları oluyor. Nazan kendi halinde, ev işleri ile meşgul, saf, iyi niyetli ve sürekli psikolojik ve fiziki şiddete, hakaret ve manipülatif davranışlara maruz kalan bir kadın. Mazhar başlarda eşine aşık ancak sonrasında gerçeği tahmin etmesine rağmen annesinin iftiralarına inanma yolunu seçerek eşini aldatan, aldattığı kadınla da evlenmek için türlü yollar arayan bir erkek. Hacer, gençken sığındığı evin beyiyle gizli ilişki yaşayıp, bu duyulmasın diye beyin katibiyle evlenip evliyken hala o beyle ilişkisini yürüten, aynı zamanda eşiyle yaşadığı evin karşı komşusunun subay oğluyla kaçıp Mazhar’a hamile kalıp subay ölünce eşine geri dönen, sonrasında ise eşini kaybedince başka insanlarla bu ilişkilerine devam eden bir kadın. Hacer, başkalarına sürekli ‘elimde tesbih, namazlı abdestli kadınım’ ifadelerini kullanırken, yalnız kaldığında geçmişindeki Hacer ile Nazan’ı sürekli kıyaslayıp ona düşmanca davranan biri. Mazhar’ın Nazan’a aldığı elmas taşlı yüzük ise bence vefanın, hırsın, kıskançlık ve haset duygularının açığa vuruş biçimi. Konağın karşı evinde Naciye ve Rıza yaşıyor. Hacer’in oğlum diyerek kimi zaman seslendiği Rıza, ileri ki yıllarda Hacer’le gönül ilişkisi yaşayıp bütün parasını elinden alıyor. Naciye sırf Nazan’dan beklediği parayı, dedikoduyu alamadığı için Hacer ile işbirliği yapan girdiği kabın şeklini alan bir kadın. Mazhar, Nazan’ı Neriman ile aldatıyor. Neriman, barda çalışan bir kadın. Nazan ile ilgili ise hakkını teslim eden, onun iyi biri olduğunu savunan, kayınvalidesi Hacer’in ona tuzaklar kurduğunu kocası Mazhar’a anlatacak ve Nazan’ın hakkını savunacak kadar mert bir kadın. Canım Nazan, üç ay sonra baharda geri döneceğine inandığı evden ayrılıp, İstanbul’a gidiyor. Hayat onu sürekli bir yerden bir yere sürüklüyor. Tecavüze uğruyor, tecavüz eden erkeklere bir şey olmuyorken o damgalanıyor. Batağın içinde çırpınırken kalpazanlık çetesi bütün suçu üzerine yıkmaya çalışıyor ve yıllarca hapishanede kalıyor. Hapiste uyuşturucuya alışıyor ve hapisten çıktıktan sonra dahi hala o kişilerce kullanılıyor. En sonunda bir gün kaçıyor ve eski evinin olduğu yere gidiyor. Oğlu Haldun’u bulup öldü sandığı annesini görmesini sağlamak için değil, sadece evladının nasıl olduğunu görmek için gidiyor üstelik. Bu arada Mazhar bir komplo neticesi kazada öldüğü için Mazhar’ın yakın arkadaşı Haldun’u evlat ediniyor. Nazan, Haldun’u görünce oğlu olduğunu anlıyor ve oğlunun iş yeri önünde onu görebilmek için dileniyor. Haldun ise sinirli bir şekilde insanların dilenmemesi gerektiğine dair tanımadığı annesine çıkışıyor. Yıllar geçmesine rağmen Nazan hala yüzüğü saklıyor, neticede o oğlunu hatırlatan tek yadigardı. Naciye Nazan’ı tanıyor ve oğluna söyleyip para alma umuduyla tehdit etmek için Nazan’ın yaşadığı ahırdan bozma eve geliyor. Yüzüğü görünce almak istiyor ancak Nazan oğlunu anımsatan tek yadigsrı vermemek için orada Naciye’yi öldürüyor. Kaçarken köpekler kovalıyor, köpeklerden kaçmaya çalışırken fırtınalı denize düşüyor ve cesedini bulunuyor. Haldun işte o inceleme heyetindeki doktor. Cesede bakıyor, muayenehanenin önündeki dilenen kadın, kadının parmağında tanıdığı bir yüzük, yüzüğün içinde Üstü çizilmiş Mazhar ve hemen yanında ise Nazan ve Haldun.
İçim sızlayarak okudum. Bir insanın hayatının, sırf diğer insanların haset duyguları neticesinde nereye erişebileceğinin sınırsızlığına şahit olmak içimi acıttı.Karakterlerin yalnızken kendilerine olabildiğince dürüst davranıp yaptıkları tüm kötülükleri hakları gibi gördükleri ancak toplum içinde mağduru oynamaları günümüzden pek de farklı değil. Zorba her yerde,her zaman ve her koşulda zorba..
Mükemmel bir eser El Kızı.
Sizlere de keyifli okumalar dilerim.