Gönderi

8/10
·608 syf.··
2018 42. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2018 20:45
Geliştirdiği Tanrı kavramına anlam arayan insanın 4000 yıllık tarihi.Paganizmle başlayan, tek tanrılı dinlerle devam eden bu süreçte Tanrı kavramının, dinlere, kültürlere, mistiklere, filozoflara hatta peygamberlere göre bile değiştiğini görüyoruz. Neticede her kültürde , her dönemde, bakış açısına ve birikime bağlı olarak Tanrı algısı değişiyor. İlk olarak İbrahim ve Musa'nın iddia ettiği üzere vahiyle gelen emirler doğrultusunda , uzun yıllar içinde tek Tanrılı(Yehova) inanç kavramı geliştiriliyor.Doğuda Musevilik yayılırken, Batı'da Yunan medeniyetinde, Platon ve Aristo gibi filozofların felsefeyi insan yaşamına sokmasıyla Mitolojik Tanrıların hakimiyeti sarsılıyor.Tarihe baktığınızda yeni dinlerin çıkışı çoğunlukla halkın göç, doğal felaketler, savaşlarla buhrana düştüğü dönemlere denk geliyor. Bu arada Hindistan'da Sidarta Gotama (Buda;uyanmış kişi) peşine düştüğü yaşam ve ölümün ardındaki gerçeğin arayışı sonucu ruhani aydınlanmayı yaşıyor.Budizm'e göre insanlar uykudadır. Yaşam bir yanılsamadır.Buda acı çekerek, benliğinden vazgeçerek , belli aşamalardan geçerek NİRVANA ya ulaşmıştır, aydınlanmıştır. Yani Buda'nın Tanrı'sı aydınlanmadır. Bugün resmi olarak yaklaşık 2.5 milyar mensubu bulunan İseviliğin kurucusu İsa ile ilgili neredeyse hiçbirşey bilinmiyor. Yalnızca bugünkü Filistin topraklarında doğmuş, olağanüstü güçlere sahip( hastaları iyileştiren vs. )biri olduğu rivayet olunuyor. Başlangıçta Yahudiler onu bekledikleri mesih olarak görüyor, takipçileri onun karakterini baz alarak yeni bir inanç sistemi ortaya çıkarıyor.Teslis inancı (baba-oğul- kutsal ruh mitosu). Son olarak M.S 600 lü yıllarda Arap yarımadasında Muhammed Hira mağarasında melekler vasıtasıyla gelen vahiyleri ailesi ile paylaşıyor. Bir süre sonra Müslümanlık yayılmaya başlıyor. Kutsal kitaba sahip olan tüm dinlerde kitaplar peygamber dışındaki zatlar tarafından peygamberlerin ölümünden çok sonra kaleme alınıyor. Tabi bu öğretiler zaman içinde çok farklı yorumlara neden oluyor ve bu nedenle zamana ve bölgeye göre değişikliklere uğruyor. Her din kendi içinde farklı mezheplere ayrılıyor. (Hani derler ya '' gerçek müslümanlık bu değil''.Gerçek müslümanlığı kimse bilmiyor.) İnsan neden Tanrı kavramını yarattı?Neden tapınma ihtiyacı duydu? Çünkü insan zayıf bir varlıktır. Nerden geldiğini ve nereye gideceğini bilmemektedir. Ölüm korkusu, belirsizlik, güçsüzlük, sığınma ve tapınma ihtiyacı insanın psikolojik yapısından gelir. İnsan istemektedir.Gücü, ölümsüzlüğü,huzuru. Yarattığı bu Tanrı'ya ne tür anlamlar atfetti? Paganizm ve sonrasında Tanrı(lar)ın insanın çok üstünde, olağanüstü bir güç olduğu düşünüldü.Aristo ya göre o uzakta hayata müdahale etmeyen, herşeyin ötesindeydi. Kutsal dinler başta Tanrıyı koruyucu, kollayıcı, merhamet edici olarak lanse ederken (sanırım bu dizginlenmeye, yönetilmeye çalışan barbar insan kalabalıklarını etkilemedi) zamanla Tanrının daha ürkütücü, cezalandıran, yasalarına uyanı ödüllendirip, günah işleyenleri cehennemle cezalandıran bir Tanrı figürünün daha etkili olacağını düşündüler. Olmuyordu.İnsan ortaya konulan dini inançlar, yasalarla huzur bulamıyor, bu dünyaya fırlatılmış olmanın acısından kurtulamıyorlardı.Her ne kadar din otoriteleri yöneticilerle ortaklaşa bir şekilde inançları baskı için kullansalar da, insanın arayışı devam ediyordu.Böylece her din içinde mistik arayışlara giren kişiler, farklı yorumlar ve öğretiler ortaya atıyor, kendine müritler buluyordu. Yahudilikte Sabetaycılık, Kabala, Hristiyanlıkta Luther'in öğretisi, İslam da Muhyiddin Arabi ve Mevlana'nın öğretileri gibi. Mistiklerin Tanrı'sı kutsal kitapta belirtilen uzak, buyurucu, adaletsiz( belli insanları seçip kutsayan) ve koşulsuz boyun eğiş bekleyen Tanrı'dan farklıydı. ''Tanrı'nın herkese yaptığı vahiyde tekildir.Herkes ancak kendi Tanrısını bilir.O'nu başka insanlarla aynı şekilde bilmemiz olanaksızdır'' der. Tanrı'nın insanın derinliklerinde olduğunu, ona ulaşmak için çaba gerektiğini belirtir.Bi nevi Buda'nın öğretisiyle benzerlikler içerir.Dogmatik dinlerin Tanrı'sı insanları savaşan taraflara bölerken mistiklerin Tanrı'sı insanları birleştirir. Filozoflara baktığımızda, kimileri Tanrı'ya akılla ulaşılamayacağını vurguluyor, onu tamamen metafiziksel bir kavram olarak nitelendiriyor( inancın bilime ve kesinliğe gereği yoktur), kimileri aklın gücünü öne çıkarıyordu. Rönesans ve sonrası , bilimsel gelişmelerin yaşandığı dönemler de, insanların doğa karşısında aciz kalmalarını engelleyecek icatların ortaya çıkması insanın kendine güvenmeye başladı. Bazı filozoflar aciz insanı kollayan bir baba gibi gördükleri Tanrı'ya artık ihtiyacı kalmadığını düşünmeye başladılar.Schopenhauer gibi. Aforoz edilen panteist spinoza gibi. Ve Tanrı'nın öldüğünü söyleyen Nietzsche gibi. Bilimsel gelişmelerle birlikte Batı dünyasında laik bir anlayış hakim olurken, İslamiyet kronik bir biçimde ilerlemenin karşısında olan kaderci bir din olarak kaldı.
Din
Tanrı'nın TarihiKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 20202,010 okunma
··
220 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.