7/10
·328 syf.··
2025 99. kitabı
Dünya'da insanın var olduğu günden bugüne kadar kişinin yaratıcısına (Allahu Teâlâ) duyduğu özlem ve inanma duygusu her zaman var olagelmiş bir husustur. Kutsal kitaplar özelinde Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an-ı Kerim'de de tek bir Allah'a inanma, ibadet ve muamelat defaatle tekrar edilmiştir. Allah'ın belli aralıklarla peygamber ve kitap göndermesine rağmen insanlar dini tahrip etmek için uğraşmış sözde kendince başarılı olmuş gayesi ile kah peygamberler ile kah insanlar ile mücadele etmiş ve bu mücadele sonucunda da hiçbir zaman kazanamamıştır. Buna rağmen Allahü Teâlâ insanları toptan yok etmemiş ve mühlet vermiştir. Müminin şeytan, şeytanlaşmış insan ve nefsi ile mücadelesi kıyamete kadar devam edegelecektir. İmparatorluklarn yıkıldığı yüz yıllarda milli devletler, müslüman devletler, faşist ve nasnoyalist devletler, komünist devletler ve kapitalist devletler zuhur etmiştir. Kurulan bu devletlerden birisi olan müslüman devletler ise bir çoğu imparatorluk bakiyesi içinde yer almış ve sonrasında skyes picot anlaşması gibi antlaşmalar ile kurulan ve yine Asya'da Hindistan devletinin sömürgeden kurtulup sonra Hindistan'dan ayrılan devletler gibi yeni kurulan devletlerin ortaya çıkması ile tarih sahnesine çıkan devletler olmuştur. Müslüman ülkeler nezdinde de savaş Fransız ihtilali sonrasında ve İngiliz emperyalizmin etkisi ile kurulan milli devletler özelinde hem dışarıdan, hemde içeriden satılmış inisanlar eli Allah'ın dinine savaş açılmıştır. Kurulan yeni devletler tarih sahnesinde yerini alırken dünyanın yeni efendileri ile karşı karşıya kalmıştır. Ülkesini ister diplomat olsun, ister asker veya gezgin Avrupa'da gördükleri karşisinda ırkı len, şaşkınlığa uğrayan, medeniyetin farklı olduğu izlenimine kapılan, dinini sorgulamak zorunda kalan doğu insanı değişik ruh ve bilgi dünyası sarmalına girmiştir. Osmanlı Devleti'nin gerileme ve yıkılma döneminde yenileşme ile Avrupa'nın gücünün bilimsel, askeri ve teknolojik olarak gücünü idrak eden kişi veya kişiler bu üstünlüğü aramak, bulmak ve kendi devletine getirmek için çaba gösterdiler lâkin en büyük hataları bir çok münevver ve sahte münevverin yanılgısı Hristiyan Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayanların mezhebi Protestanlığın terakkîyi önceleyerek Hristiyan Güney Avrupa ülkelerinin ve diğer milletlerin bir çok konuda önde olmasının mütemmim cüzü olarak telakki ettiler. Ortodoks(katı)bir din olan Hristiyan Katoliklerin sultasında yaşayan Avrupa bilmi ön planda tutan düşünürler, hristiyanlığa eleştiri getiren din adamları ile ( Luther, Calvin, Zwingli vs) ile katolizmin üçüncü büyük kopuşunu gerçekleştirdiler. Bu mezhebin adıda protesanlık oldu. Bilindiği gibi ilk büyük kopuş İznik konsili ile Hristiyanlık dünyası ayrılık yaşanması ardından ikinci büyük kopuş ile Hristiyanlık tek parça gibi olarak gözükse de parçalı bir yapıda duruyor. Kendi içlerinde dinler savaşını yaşayan Hristiyan Avrupada hoşgörü dini olarak asla addeedilmez. Kapitalizmin doğduğu bu topraklarda diğer medeniyetleri sömürmek için barbar milletler özgürleştirmek için dünyanın geri kalanını kan, gözyaşı, acı, sefalet ve tahrif edilmiş dinlerini empoze etmeleri dünyayo emperyalizmin kucağına itmişlerdir. Barbar milletler kadar, Doğu'nun bir çok devletini de az gelişmiş kategorisinde düşünmeleri oryantalizm düşüncesinin hem kuruluş hem de sistematik hale getirmelerine sebep oldu. Konuyu bu kadar uzatmamım sebebi Hristiyanlık dünyası hangi konuda olursa olsun her işi düzgün, sistematik ve akılcı pencereden gören doğu insanın olaylara onlar gibi bakma hastalığıns tutulmuş olmasıdır. Gel gelelim Osmanlı Devleti sonrasında kurulan Cumhuriyet Türkiye'si devlet aklının çalışma metoduna bakalım. Osmanlı Devletinin yıkılma döneminde Avrupa'ya okumak için giden öğrencilerden tutun, yurtdışına firar eden devlet erkanından zevat, devletinin yurtdışı temsilciliklerinde çalışan hariciye elemanları ve maceraperest insanlarında aralarında bulunan kişiler gerek Jön Türkler ve gerekse Genç Osmanlılar ve gerekse İttihat ve Terakki gibi isimlerle anılan başlarda vatan kurtaran sonrasında da devletin yıkımına amil olan cemiyetlerin yurtdışında bulundukları sırada etkilendikleri kişiler ve devletler eliyle doğrudan yanlışa giden bir süreci yaşamışlardır. Devletin kurtuluşunu Osmanlılık, Garplılaşma ve Türklük akımlarında bulabileceklerini sanan bu akımın temsilcileri bir çok fikir irade buyurmuşlar bunlarla kalmayan ve lahiyalar şeklinde eserler meydana getirmişlerdir. Aralarında kötü kişiler kadar iyi kişilerinde bulunanlar sonu izm ( Kapitalizm, Sosyalizm, Korporatizm, Soldarizm) ile biten hiçbir devlete faydası olmayan illete de yakalanmıştır. Türkçü Ziya Gökalp'ın özelinde korporatizm özelinde dayanışma esasına dayanan fikirleri savunan bu ideolojik hastalığı eserinde de belirtmiştir. İslamı da bilen Gökalp korporatizmden daha faideli olabilecek İslamın içinde bulunan yardımlaşma ve dayanışmayı ön planda tutmaması bu akımın Cumhuriyet Türkiye'sinde hiçbir zaman uygulanamayacağını görememiştir. İktisadi açıdan, tarımsal üretim açısından düşünüldüğünde korporatizm iyi görünmekle beraber sağ zihniyetin yani faşizan zihniyetin bir ürünüdür. M. Kamal gibi nasyolist fikirleri benimseyen bir önder'in fikirlerimin babası dediği Ziya Gökalp gibi bir kişiden etkilenmesi normal karşılanabilir. Bir diğer etkilendiği kişi de hislerimin babası dediği kişi de Namık Kemal'dir. Ekonomik ve iktisadi olarak etkilenen ulu önder dini konularda da haliyle etkilenmiştir. Genel bir çerçeve özelinde Osmanlı Devleti'nin ve Cumhuriyet Türkiye'sinin kimlerden etkilendiği konusunu belirtmek önemli bir kıstasdır.
Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisiDücane Cündioğlu · Kitabevi Yayınları · 199843 okunma
·
84 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.