Altı Saniye Dediğin Nedir ki? Çok Kısa Yav!
4/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2025 136. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2025 14:39
Merhaba arkadaşlar, bugün size okuduğum fakat aslında okumama çok da gerek yokmuş, hayatım onsuz da gayet iyi devam edermiş dediğim bir kitapla geldim. Evet yani Altı Saniye ile. Şimdi ben yazarı Fatma Şamata 'yı bir süredir merak ediyor ve bazı kitaplarını da okumak istiyordum. Gerçi benim okumak istediğim kitabı aslında Veyl - Kötülerin Şehri idi ve buna da sırf çıkardığı son roman olduğu için "Neden olmasın ki?" diyerek başlamıştım. Neyse lafı uzatmayacağım, ben bu kitabı beğenmedim. Bunun için de bir sürü sebep sayabilirim ki sayacağım da, maksat sizleri bilgilendirmek çünkü ben asla haketmeyen bir romana mükemmel muamelesi çekmem. Bunu neden söyledim derseniz kitabı okumadan önce 1K'dan incelemelerine bakma zahmetine girmiştim ve millet o kadar övmüş, 10 puanlar o kadar havada uçuşuyor ki hepsi tezgah. Yani kitap tamamen berbat olmasa bile öyle bir beğeniyi hak edecek kadar iyi bir şey değildi. Şimdi Altı Saniye güya bir polisiye kitabı tamam mı güya. Ama gelin görün ki içinde polisiyeye, gizeme ya da gerilime dair gram içerik yok. Ya da şöyle söyleyeyim ortada bir seri katil olmasına rağmen biz ne yazık ki onun adam gibi hiçbir cinayetine tanık olamıyoruz ya da hikayede bununla alakalı neredeyse hiçbir şey yaşanmıyor. Bizim okuduğumuz zaman aralığında katil tek bir kişiyi öldürüyor ki biz bunu da görmüyoruz zaten, olayı araştıran sadece tek bir polis var teşkilatın kalanı ise bu seri katili Allah'a emanet etmiş vaziyette ve bizimkiler öyle zannetse bile sonunda öğreniyoruz ki katil suçu ana karakterimize atmaya çalışacak kadar bile onu umursamıyor, yani nefret ediyor Ekin'den etmesine ama onun derdi başka. Anlayacağınız kitabı polisiye/gerilim/gizem kategorilerinde değerlendirecek olursak sınıfta kalır. Romantizm desen, o da varla yok arası sanırım bunun en büyük sebebi de Ekin. Kız bir sahnede Poyraz'dan şüphelenip onu en ağır ithamlarla suçlarken hemen ardından onunla ilgili hayaller kurup kendini onu aklamaya çalışırken buluyor. Dengesiz yani. Bir de Murat Komiser cephesi var ki hikaye boyunca adamın bir g*tunu yırtmadığı kaldı Ekin için ama onca çabasına değdi mi değmedi mi bilemiyorum, şey aslında biliyorum da size söylemeyeceğim spoiler olmasın. Kitabın türü ise belli değil ,bence yani, desem desem dram derim ki mazallah ilk sayfalardan beri karakterin tekinin dram dolu hayatını okumaya başladığımız için aksi söylenemez ama bana kalırsa hepsi ajitasyon. Ve zorlama. Zaten hikayede doğru dürüst başka bir şey de yok. Ben ne yazık ki o sözde üzücü kısımlara da çok üzülemedim. Evet anlatılanlar acı ama çok uçmuş yazar, sanki daha ne yazabilirim de bu çocuğun hayatını karartabilirim diye oturup düşünmüş gibi. Ama bunları yazma kısmı çok da başarılı olmamış sanki çünkü karakterin hisleri, yaşadıkları ve acıları bana pek geçmedi. Karakterlere gelecek olursak öncelikle hikayenin kahramanı olan Ekin Serezli'yle başlamak istiyorum. Hah, ne desem ki en başta Ekin kim ne derse desin aşırı gıcık biri. Dümdüz yani, hatta kitaptaki insanların bile bir %90'ı falan ondan nefret dediyor, bana kalırsa haklılar da. Defalarca onu anlamaya, eylemlerinin doğru olabileceğine inanmaya çalıştım ama yok, olmuyor. Ekin Serezli aşırı sinirli, saldırgan ve kindar, tam bir intikam manyağı. Herhangi birinin ona bir yamuğu mu oldu hemen misliyle karşılık veriyor ve bunu genelde öyle şeytanca yapıyor ki çoğu zaman aldığı intikam sanki bir kazaymış, yanlışlıkla gerçekleşmiş gibi gözüküyor. Bir de kulağına fısıldadığı insanların intihar etmesini sağlayan bir dili var ki sormayın, şimdi adını hatırlamasam da zamanında bir anime izlemiştim orada da böyle bir kadın vardı aynı Ekin! Ha bununla da övünüyor bu arada. Poyraz Viran, yazarın azizliğine uğrayan o mazlum karakter. Yani yaşadığı hiçbir şeyi hak etmiyordu ama siz gelin de bunu Fatma Şamata 'ya anlatın. Neyse ki sonu iyi oldu, neyse ki! Bir ara nerdeyse öldürüyorlardı onu ki böyle bir şey olsaydı Fatma'nın benden çok çekeceği vardı ama son anda çok şükür döndü aramıza geri. Ve kendisinin her şeye rağmen iyi kalmaya çalışması kadar da güzel bir şey yoktu bu kitapta. Komiser Murat Karayel, biraz daha zorlasa adam süper kahraman olacaktı herhalde. Şimdi Murat ilk cinayetin ardından Ekin'in peşinden ayrılmıyor ve başta ondan şüphelense de sonrasında onun kurban olabileceği inancına kapılarak olup olmadık yerlerden çıkmayı kendine alışkanlık ediniyor, bir görseniz sanki başka işi yok dersiniz. Mesela adamı bıçaklıyorlar sonra okuyucu diyor ki tamam ya biz bunu en aşağı birkaç sahne görmeyiz ama yok aradan daha bir saat bile geçmeden hastaneye yatırılmış olması gereken Murat gelip günü kurtarıyor. O olmasa bizimkilerin işi yaştı doğrusu. Önemli olan başka kim vardı derseniz Poyraz'ın b*k gibi hayatının mimarları olan anne ve babasını söyleyebilirim, lütfen geberin. Tamam sonuçta ikiniz de bir noktada ölüyorsunuz ama gidin tekrar geberin içim soğuyana kadar. Hele Gurur Viran, seni cehennem bile almasın hasta herif. Yeliz desen gereksiz biriydi, Ekin'in intikamlarından biri için kullanılan ve hikayede herhangi bir faydası olmayan içi boş bir karakterdi. Bizim kızın ailesi onu seviyor mu araları bozuk mu belli değil bir de familyasının geri kalanı var ki tüm bu kuzenini intihara sürüklediği mevzu da yine saçmaydı bana göre. Şimdi de gelelim asıl önemli kişi olan katile. Tüm hikaye boyunca, şaka yapmıyorum bu arada, sürekli bize katilin Poyraz olduğu düşündürülmeye çalışıldı ki yazarın derdi buradan bize bir ters köşe vurmaktı, klasik. Ben yedim mi hayır. Bir bölüm normal hikaye bir bölüm de Poyraz'ın ileride seri katil olmasına sebebiyet verecek o dram dolu geçmişini okuduk. Peki katilin kim olduğunu öğrendikten sonra benim tepkim nasıl oldu dersiniz: Yogh amina. Evet aynen böyleydim ama bu tepki şaşırmaktan ziyade tamamen benim isyanımın dışa vurumuydu. Yazar neden? Neden yani, başka adam mı yoktu? Niçin böyle bir şey yaptın? Bir yerlerin göğe yükseldi mi yani? Huh, sakin olmalıyım, ben sakinim. Ama cidden hiç mutlu olmadım ve bu olayı aşırı derecede saçma buldum. Şimdi oraya da değineceğim ama o kısmı mecburen spoilerlı bölüm olarak işlemek zorundayım. _____________________________________________ !!!SPOİLER!!! - Gerçekten mi yani? Sen Poyraz'ı süründür, o kadar acı çekmesine neden ol, üstüne çocuğun aklıyla oyna, delirdiğini düşündürt sonra çık ölü zannedilen babasını katil yap. Tamam Poyraz'ın katil çıkmaması en doğrusuydu ama son ana kadar üstüne basa basa defalarca kez katilin o olduğunu düşündürmeye çalışman hataydı zaten en başta bir de o katil çıksaydı. Varya neyin ne olduğunu düzgünce öğrenebilmesi için okuyucunun gerçekten çok sabırlı olması gerekiyor. Ama babasının olayı cidden saçmaydı. Anlıyorum bir insan kötü olabilir, kendi evladından öldüresiye nefret de edebilir sebepsiz yere ama bu kadar da abartmaz. Hayır adam deli desen değil akıllı desen o da değil, o kadar cinayet işliyor ki bu sayı 20'yi geçmiş durumda. Hiç mi bunu yakalayan olmaz ya da direkt şunu sorgulayalım bir insanın bu kadar çok kişiyi ardında herhangi bir kanıt bırakmadan öldürmesi mümkün müdür? Herifin telekinezi yeteneği falan var herhalde ki dokunmadan tüm kurbanlarının canını alıyor, az mantık yani. Hadi diyelim ki kardeşin olacak Başkomiser'i tehdit ettin ve suçlarının üstünü kapatmasını sağladın ki o da mantıksız ya koskoca polis adam, kendini ve ailesini tehdit eden tek bir kişiyle bile baş edemiyor mu, bu kadar mı pısırık bu herif. Neyse hadi diyelim ki oldu bir şekilde yahu sen o kadar kişiyi öldürürken bir Allah'ın kulu da görmedi mi seni ya da ne bileyim hiç mi bir kameraya yakalanmadın. Bir de bu adam sadece kurbanını öldürüp kaçmıyor ki bizzat cesedi oğlunun evine veyahut yakına yöresine kadar taşıyor, bu nasıl iş. Ve nasıl olur da böylesine bir manyağın peşine kimse düşmez, polisleri de öldürüyor desek bile kaç kişinin canını alabilir ki en fazla. Adama misilleme yapsanız, doğru dürüst bir operasyon düzenleseniz neden yakalanmasın? - Gelelim kitaba ismini veren o altı saniyelere. Yani anlıyorum burada bir şeylere bir anlam verilmeye çalışılmış da mecburen tekrar soracağım neden, ayrıca nasıl? Bakın hikaye boyunca pek çok eylem altı saniyede gerçekleşti tamam mı ve bize bunu söyleyen de bizzat karakterler. Ama benim anlayamadığım şey şu ki sizin her an elinizde kronometre falan mı var da anlık olarak gerçekleşen bu eylemlerin zamanını tutabiliyorsunuz, atıyorum yedi saniye sürdü belki nereden bileceksiniz? - Ve şu yağmur takıntısı. Kitap boyunca o kadar çok yağmur yağıyor, hava hep kasvetli ve soğuk ki sanırsın okyanusal iklim de yaşıyor bunlar, okurken içim şişti benim. Yazar sanki kitabı karanlık bir temada tutmak için havayı bile zorlamış. - Oreo'nun kaderi... Köpeğe üzüldüm tabii, öyle bir caninin elinden ölmeyi hak etmiyordu kesinlikle ama bu da yine abartılan bir başka mevzu. Olay yıllar öncesinde olup bitmiş, Ekin ve Poyraz o zamanlar daha çocuktu ve şimdi de kocaman insanlar oldular. Yani tamam seni de anlıyorum Ekin köpeğini çok seviyordun ve yıllar sonra ölümünü öğrenmen falan bayağı yıktı seni ama adı üstünde yıllar oldu, tepkin sence de biraz aşırı değil mi? Ayrıca kesin buna kızanlar çıkacak ama ben yine de söylemek istiyorum herşeye rağmen, sen onu ne kadar çok seversen sev hayvan yine de hayvandır ve bir insandan daha değerli olamaz. Bunun için Poyraz'ı öldürmek istemen sence ne kadar doğru, ki köpeğini öldüren de o değildi hani ve yıllarca bunun pişmanlığını yaşadı el insaf. Poyraz'ın yıllardır tek derdinin de Ekin'e gerçeği söylemek olması ne bileyim bunu bu inceleme de çok sık tekrar ediyorum ama zorlama işte ya. Kız hakkında düşüneceğin, kafaya takacağın başka hiç mi bir şey kalmadı da bula bula kendine bunu amaç edindin? Yine de pek çok diğer şeyden daha olası bir durum olduğu çok da üstelemiyorum. Başka da bir şey gelmiyor aklıma, beynim durdu (⁠٥⁠↼⁠_⁠↼⁠). !!! SPOİLER İS OVER !!! _____________________________________________ Kusura bakmayın bu sefer ki bayağı uzun bir inceleme oldu ve büyük bir kısmı da benim yakınmalarımdan oluşuyor zaten. Ama napayım hoşuma gitmeyen ve beni rahatsız eden o kadar çok şey vardı ki kendimi durduramadım. Genel olarak bakarsam ben Altı Saniye 'yi pek sevmedim yani çok gerekli bir şey değil kendisi. Hakkında sevdiğim tek bir şey varsa o da kesinlikle verilmek istenen mesajdır: Kötülük bir tercihtir ve insanın geçmişi acı olsa dahi iyi ya da kötü olmak sadece ve sadece onun elindedir. En azından biri bu sefer katili acılarının ardına sığındırmadı bu da bir gelişmedir, yine de herşey fazla abartılmıştı. Gerek katilin tüm hayatı, yaşam felsefesi gerekse onun bir numaralı kurbanının (okuyan biliyor kim olduğunu) çektiği çile yuh artık dedirten cinstendi. Yani beterin beteri var da ne bileyim bu kadarı da yoktur inşallah. Neyse o zaman bu bir elveda sanırım en geç yarına kadar falan yeniden görüşmüş oluruz.
1000Kitap
Altı SaniyeFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025413 okunma
·
1.077 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
💢 SPOİLER 💢 Şey gibiydi "Bak şimdi katil Poyraz, sen bi' arkana dönsene. Heh, tamam bak katil poyraz. SÜPRİZZZ aaa Gurur Viran, KATİL. Aman Allahım o da ne öyle 🫨."
Firefly
Gönderi Sahibi
Evet evet kesinlikle. O şahsın katil çıkması çok mantıksızdı zaten incelememde de bu konu üzerine uzun uzun konuştum. Bazen her insan her tür hakkında yazmamalı diye düşündüğüm oluyor. İlla ki heves ettiyse de en azından daha derli,toplu ve mantıklı bir eser yazmaya çalışabilirdi.
Şimdi baktım, yapılan incelemeler arasında sadece iki kişinin düşük puan verdiğini gördüm; biri sizsiniz. İncelemelerinize gerçekten değer veriyorum ve bu kitabı sayenizde okunmayacaklar listeme ekliyorum. Harika bir inceleme olmuş, emeğinize sağlık!
Firefly
Gönderi Sahibi
Yazdığım o kadar şeyi birilerinin üşenmeden okuduğunu bilmek güzel. Demek ki boşuna değilmiş...