"O gün içimde bir şeyler öldü. Çocukken izlediğimiz bir film vardı, hatırlar mısın, filmdeki çocuk sihirli gözlüklerini takınca dünyadaki bütün hayaletleri ve perileri görüyordu? Bana da aynen öyle oldu ama ben perilerin yerine çürümeyi ve bozulmayı gördüm, hem de bambaşka bir açıdan."
Kurtlar Ülkesi, beklediğim kadar iyi bir kitaptı. Ayrıca alışık olduğum distopya kitaplardan biraz da farklıydı. Normalde ana karakterimiz içinde bulunduğu sistemin karanlık taraflarının genelde son derece farkındadır ve sistemin sıkıntılarını bize o anlatır. Kurtlar Ülkesi'nde ise okuyucu olarak biz sorunun ne olduğunu anlasak da ana karakterimizin de anlaması için oldukça uzun bir zaman geçmesi ve bazı travmatik olaylar yaşaması gerekti.
Bu kurtlar ülkesinde bir süre Alice ile beraber yaşamak gerçekten merak uyandırıcıydı benim için. Distopya okumanın verdiği huzursuzluğu ve kapana kısılmışlık hissi bu kitapta o kadar da etkili değildi. Bu yüzden okurken daha rahat ve keyifliydim ama bu hikayeden bir tık daha fazla şey beklediğimi de söylemek zorundayım.
Kitabın adı "Kurtlar Ülkesi" olmasına rağmen olayın kurtlarla ilgili kısmı çok geri planda kalmıştı bence. Kitabın sonuna kadar -her ne kadar tahmin etsek de- o konuyla ilgili yeterli bilgiyi asla alamadık. Bilgiyi aldıktan sonra ise çok daha fazlasını almaya devam etmek istedim ama kitap yarım yamalak bitmiş gibi hissediyorum. Bu tarz kitapların sonunda, sistemin, mağdurları tarafından nihayet çökertilmesine alışık olduğum için sanırım öyle bir hamle görmek istedim ama dünya kaç bucakmış öğrendikten hemen sonra bitti kitap. Haliyle çok farklı bir distopya deneyimi oldu benim için. Çok beğendim ama eksik de hissediyorum bu kitapla ilgili.