Herkese merhabalar,size yepyeni bir kitapla,tonlarca yürek sızısıyla ve sevdiğim Türk yazarlara bir yenisini daha eklemiş olmanın gururuyla geldim.Bundan sonra favorimdir!!
Evvel Bahar, sadece iki kadının değil; aynı zamanda iki neslin yaralarıyla yüzleşmesinin hikâyesi.Firuze ve Öykü’nün yolları,her ne kadar bir yatılı okul yatakhanesinde birleşmiş olsa da hayat rüzgarlarında savrulup ayrılıyor ve geçmişin gölgeleriyle örülmüş bir dünyada tekrar buluşuyorlar.Her biri kendi travmalarıyla boğuşurken, hayat onları hem kırılmaya hem de yeniden doğmaya zorluyor.Çünkü bahar bunu gerektirir...
Roman, bir yanıyla “kadın olmanın yükünü” tüm çıplaklığıyla anlatırken; diğer yanıyla da dostluğun, dayanışmanın ve geçmişle hesaplaşmanın iyileştirici gücünü hatırlatıyor hepimize.
İrem Uzunhasanoğlu, kadın olmanın ağırlığını,dostluğun iyileştirici gücünü ve suskunlukların ardında gizlenen çığlığı öyle bir dille anlatıyor ki,satır aralarında kendimizi bulmamak imkânsız.Ayrıca karakterlerinin iç dünyasını öyle incelikle işlemiş ki,onların acısını, korkusunu ve umudunu kalbimizde hissetmemizi sağlamış.
Firuze’nin suskunluğu ile Öykü’nün isyanı, aslında aynı yaradan doğarak,birbirine hiç benzemeyen iki kadını aynı acının eşiğinde buluşturuveriyor.Ve belki de “bahar” tam da burada başlıyor: kırıkların arasından filizlenen umutla…
Evvel Bahar, bir roman olmanın ötesinde,insana “benim de anlatamadıklarım var” dedirten bir iç yolculuk.Okurken hem hüzünlendim hem de “hayatın yeniden başlama ihtimaline” inancım tazelendi.
Evvel Bahar,geçmişin gölgelerinden bugünün yaralarına uzanan derin bir yüzleşme ve sevgisizliğin insan hayatında nelere yol açtığının kanıtı aslında.
Her sayfada “görünmeyen yaralarımızın” aslında ne kadar derin olduğunu fark etmemizi,travmaların kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını iliklerimizde hissedeceğimiz bir hayat hikayesini okurken Öykü'nün olmayan babasına ihtiyacını hissedip,Firuze'nin olan babasının yokluğuna isyan edişine tanık olmak yaralayıcı oldu.Herkese keyifli okumalar..Hayat masallarınız hiç bitmesin...