Gönderi

Spoi içeriyor!
Puan vermedi·222 syf.··
2025 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2025 22:15
Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanı, Yusuf’un henüz dokuz yaşındayken anne ve babasını bir eşkıya baskınında kaybetmesiyle başlıyor. Ardından, kaymakam Salahattin Bey tarafından evlatlık edilip Nazilli’den Edremit’e gidişleriyle olaylar gelişiyor. Kitap gayet akıcıydı ve uzun zaman sonra Sabahattin Ali okumayı çok özlediğimi fark ettim. Türk aile yapısında babalar, hepsi için geçerli olmasa da, geride, ilgisiz ve evlatlarına eğitim vermekten çok uzaklar bence. Ve tamam, belki o çağda gerçekten bütün erkekler böyleydi; fakat Salahattin Bey’in ilgisizliği, yalnızca işten eve gidip gelmesi, karısına söz geçirememesi ailede ciddi bir kopukluk yaratıyordu. Bu yüzden kitapta en sevmediğim karakterler Salahattin Bey ve eşi oldu. Kuyucaklı Yusuf’a da kızmadım desem yalan olur. Kaymakamın oğlu olması dışında kendisine hiçbir şey katmaması, eğitim almak ya da yönünü bulmak için çaba göstermemesi beni rahatsız etti. Evet, yaşadığı şartlar onu böyle yapmış olabilir; ama çabalarının hep düşüncede kalması, harekete geçmemesi bana eksiklik gibi geldi. YKY baskısının 200. sayfasında geçen şu cümle de aslında Yusuf’u özetliyordu bana göre: “Bütün hayatında kendine göre bir iş bile yaptığını hatırlamıyor, bu ömrü başka birinin yaşadığını sanıyordu. Çocukluğu, delikanlılığı, etrafıyla olan münasebetleri hep yabancı bir dünya ile yapılan temaslara benziyordu. Şimdi o, kendisine bu kadar uzak bulduğu bu dünyada ne kadar müthiş azaplar çekiyordu.” Yusuf belki köyünden, özünden koparılmıştı; ama kendi hayatına da sahip çıkmadı. Bu yüzden ona eleştirel yaklaştım. Burada benim bir düşüncem var, tartışmaya çok açık olacak, belki de böyle düşündüğüm için kızacaksınız bana ama… Bir insanın annesi bu hayatta çok belirleyici. Annesi kendini sorgulamayan, hatalarını fark etmeyen, çocuk yetiştirmekte özensiz olan birinin evladı da çoğunlukla sağlıklı gelişemiyor. Yani özetle, annesi kötü olan birinin iyi olduğunu görmedim. Anne bu hayatta çok önemli. Bence Muazzez’in sonunu getiren kişi de annesiydi. Annesi sadece kendi hayatını yaşadı, küçük bir çocuk olan Yusuf’a kızını emanet edecek kadar sorumsuz davrandı. Roman boyunca kızına öğüt verdiğini ya da ona bir şey kattığını ben göremedim. Zaten Yusuf’un Şahinde Hanım’a söylediği şu sözler de bu düşüncemi destekliyor: “Babam sağ iken söz bana düşmez diye ağzımı açmazdım, sen de bizim gözümüzü bağlayıp arkamızdan dolap çevirmeye kalkardın. Ana olacaksın, o zaman bile senden kızını senden korumak bize düşerdi. Şimdi babam yok. Bu evin namusu benden sorulur. Bunu bir tarafa bırak, fakat Muazzez’i yoldan çıkarırsan çok kötü olur.” (s. 194) Ayrıca eklemeyi unutmuşum Salahattin Bey’e en çok kızdığım noktalardan biri de her şeyi bilmesine rağmen görevini hakkıyla yapmamasıydı. Hilmi Bey ve oğlu Şakir’e karşı hiçbir işlem yapmadı, onlarla uğraşmak istemedi, başını ağrıtmak istemedi. Oysa adalet için mücadele etseydi, o tecavüze uğrayan kızın hakkını arayıp suçluları cezalandırabilseydi, belki de kendi kızı yaşıyor olacaktı. Son olarak: Ah Yusuf… Umarım içindeki yıkıntılara ve acılara rağmen yeni hayatında en azından biraz huzur bulmuş, kök salmış ve kendini bir yerlere ait hissetmişsindir.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,6bin okunma
·
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.