Aslında kendimle kaç zamandır kavga ettiğimin farkında değildim. Hep başkalarıyla mücadele ediyorum sanırdım; işte, hayatta, ilişkilerde… Oysa en büyük savaşımı her gün aynaya baktığımda, kendi iç sesimle veriyormuşum. Kitap bana bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gösterdi. Sayfaları çevirdikçe, yıllardır susturamadığım, sürekli eleştiren, “yetersizsin” diyen o sesle yüzleştim. Bir yanım kendimi korumak istiyor, bir yanım ise sürekli saldırıyordu.
Bir akşam kitabı okurken çocukluk yıllarım geldi aklıma. O küçücük halimle bile kendime hep daha fazlasını yapmak zorundaymışım gibi davranırdım. Oyunda kaybetsem bile içimde bir kırbaç şaklardı: “Daha iyi olmalıydın.” Kishimi’nin satırlarında bu duygunun aslında ne kadar boşuna ve yıpratıcı olduğunu fark ettim. Kendine savaş açmanın hiçbir kazancı yoktu; sadece ruhumu yorgun bırakıyordu.
Kitap bana şunu öğretti Kendinle savaşmayı bırakmak teslimiyet değil, aksine en büyük cesarettir. O an, bir gün iş yerinde yaptığım bir hatayı hatırladım. Eskiden olsa günlerce kendimi yer bitirirdim. Ama o hatayı kabullenip “Evet, ben de insanım” diyebildiğimde, içimde garip bir ferahlık oluşmuştu. Kishimi’nin cümleleri o anı bana geri getirdi, sanki yıllar önce yaşadığım küçücük farkındalığın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hissettim.
Hayatım boyunca kendime karşı ne kadar acımasız olduğumu fark ettikçe, kitaptaki öğretiler kalbime daha çok işledi. Bir sabah uyandığımda, ilk defa kendime gülümsedim. “Bugün de elinden geleni yap, yeter” dedim. O küçük cümlenin bende yarattığı huzuru kelimelere dökmek kolay değil. Belki de yıllardır ihtiyacım olan şey buydu: Kendimle barışmak, düşman değil dost olmak.
Kishimi bana, savaşmak yerine sevmeyi, zorlamak yerine kabul etmeyi, yargılamak yerine anlamayı öğretti. Bunu öğrenmek, sadece kendime değil, başkalarına da daha şefkatli yaklaşmamı sağladı. Artık birinin hatasını gördüğümde hemen eleştirmiyor, önce onun insanlığını hatırlıyorum. Çünkü kendime karşı merhametli olmayı öğrendiğim anda, dünyaya da daha yumuşak bakmaya başladım.
Kitap bittiğinde hissettiğim şey, içimde yıllardır taşıdığım görünmez silahları bırakmak gibiydi. Artık savaş alanı yoktu. Yorgun bir savaşçının sonunda huzura ermesi gibi, içimde bir dinginlik vardı. Ve anladım ki en büyük zafer, kimseyi yenmek değil, kendi içimdeki savaşı sona erdirmekmiş.