Temel Parçacıklar, baştan sona uçlarda gezinen iki karakter etrafında örülü: Michel ve Bruno. Biri bilimin katı soğukluğuna sığınan bir tip, diğeri (evlerden ırak) cinsel arzuların kölesi. İkisi de hayatla bağ kuramamış, fazlalıkları ve boşluklarıyla çırpınan figürlerdir. Portreler abartılı… ya da abartılı demeyelim; var böyle insanlar çünkü, uçlarda, kutuplarda. Onlar vesilesiyle insanın varoluşsal çıkmazlarını büyüteç altına alıyor Houellebecq: özgürlük, haz, yakınlık, anlam, yalnızlık ve yabancılaşma temel izlekler diyebiliriz.
Metin boyunca pornografi ile felsefi düşünce yan yana gidiyor. Houellebecq’in üslubu kesinlikle kışkırtıcı, cinselliğe boğulmuş (rahatsız edebilecek seviyede) ve yer yer fazla ciddi. Romanın “fazla”lığı—hem bedensel aşırılıklar hem de düşünsel yoğunluk—yazarın bilinçli bir tercihi. Houellebecq kendine çok iyi bir oyun alanı bulmuş; taşkınlıkların içinde resmen okuru tokatlıyor. Biraz hırpalıyor, evet. Ama bu dayağın en dibini kazısak insanın kırılganlığına ulaşırız; kusurlarımızla kabule yanaşmayan, zaaflardan kurtulmuş bir insan hayalini sorgulayan bir zihnin eseri bu roman, amirane tabirle değişik ve biraz da karamsar bir zihnin eseri.
İşte bu yüzden “mutlaka oku” demiyorum; edebiyatın provokatif gücünü sonuna kadar kullanan, yargıları kenara bıraktırıp yüzleşmeye davet eden güçlü bir roman olduğunu söylemekle yetiniyorum. Zamanı gelirse okursun (kesinlikle depresifken değil); okursan unutmazsın. Sevgiyle tarif edemeyeceğim aramızda kurulan ilişkiyi ben de ama “iyi ki” diyorum. İyi ki okudum; sarsıcı, zihin açıcı ve kıymetli bir okumaydı. Ölümlü olmasak, yeniden okurum…
“Kendi başına arzu – zevkin tersine – acı, nefret ve mutsuzluk kaynağıdır… Toplumun işlemesi için, rekabetin sürmesi için, arzunun artması, yayılması ve insanların yaşamını kemirmesi gerekir.”