Gece, tahakkümle yaratılan korku dünyasının karanlık atmosferini diliyle, üslubuyla, biçimiyle şaha kaldırmış çok iyi bir roman.
Baskı rejimlerini, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi, iktidar kavgalarını, işkenceyi, linci, boyun eğmeleri, seyretmeleri ve sindirilmeyi metaforik olarak somut gerçeklikle kolayca ilişkilendirebildiğimiz bir anlatımla başlıyor ama giderek belirsizleşen ve parçalanan karakterler ve hakikatler eşliğinde karanlığı yayıyor. Belki en çok da böyle dönemlerin baskın duygularından biri olan şüpheyi. Sonunda ise yalnızca karakterlerin değil, biz okurların da ayaklarımızın altındaki sağlam zemini çekip alıyor.
Distopik diyenler olmuş. Bence hiç değil. Ki zaten distopya mı kaldı? İnsanlık tarihinin hiç bitmeyen tekrarı. Yıldığımız, yaşadığımız, içinden de bir türlü çıkamadığımız...
Çok, çok sevdim!