sebnem ekici

sebnem ekici
@dinozorgibi
biraz da böyle sohbet edelim Can...
9/10
·240 syf.··
2026 75. kitabı
Gece, tahakkümle yaratılan korku dünyasının karanlık atmosferini diliyle, üslubuyla, biçimiyle şaha kaldırmış çok iyi bir roman. Baskı rejimlerini, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi, iktidar kavgalarını, işkenceyi, linci, boyun eğmeleri, seyretmeleri ve sindirilmeyi metaforik olarak somut gerçeklikle kolayca ilişkilendirebildiğimiz bir anlatımla başlıyor ama giderek belirsizleşen ve parçalanan karakterler ve hakikatler eşliğinde karanlığı yayıyor. Belki en çok da böyle dönemlerin baskın duygularından biri olan şüpheyi. Sonunda ise yalnızca karakterlerin değil, biz okurların da ayaklarımızın altındaki sağlam zemini çekip alıyor. Distopik diyenler olmuş. Bence hiç değil. Ki zaten distopya mı kaldı? İnsanlık tarihinin hiç bitmeyen tekrarı. Yıldığımız, yaşadığımız, içinden de bir türlü çıkamadığımız... Çok, çok sevdim!
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,840 okunma
Reklam
8/10
·144 syf.··
2026 66. kitabı
Gerçekler -ki artık göreceli olmak gibi bir marifetleri var- ve onlara dair anlattığımız hikâyeler… Sınırlayıcı, etiketleyici, benzer, yargılayıcı ve sığ ama bir yandan da derinlikli, çok katmanlı, düşünsel, sözel ve biricik. Ve bütün bu hikâyelerin içindeki ilişkiler; kendimizle olan da dahil olmak üzere, inkârı kabil olmayacak şekilde tekrar tekrar gösterdiği üzere aynı zamanda güce dayalı, bedensel ve ilkel. Kurmaca olan ve olmayanlar. Lafazan ve eksik. İnsanlık… Ben çok sevdim bu seriyi. Övgü’de ağırlık edebiyat, kadınlık, erkeklik, evlilik ve çocuk üzerineydi ama genel olarak sanırım en sevdiğim; üzerine düşündüğü konular, düşünme biçimleri, öne çıkardıkları vb. şeylerden de öte Faye oldu. Dinleme biçimi ve söylemeyi tercih ettikleriyle ben en çok onu tanıdığımı hissettim, en çok ona yakınlık duydum. Bana çok iyi geldi ve tam zamanında geldi bu seri. Bunun kitaplarla kurduğumuz bağda, bağlantıda her zaman büyük bir etkisi oluyor. İnsanlarda olduğu gibi… Önceki kitaplarda da sonunu çok iyi bağlamıştı, bu son kitapla da bence harika tamamladı. Herkese ya da her zamana hitap edecek bir seri olduğunu söyleyemem. Biraz uzaklaşmak istediğinde, düşünmek istediğinde, yavaşlamak istediğinde; biraz tek başına kalmak ama çok da yalnız kalmak istemediğinde okuyabilirsin. Herkesle değil de biriyle konuşmak istediğinde belki Bir de gitmeden, aynısını paylaştığım şu dileğimi buradan evrene ve sana hatırlatmak isterim: “Ben oğlumun erkek olmayı öğrenmesini istemiyorum. Ben onun tecrübe yoluyla erkek olmasını istiyorum. Nasıl davranacağına, bir kadına nasıl muamele edeceğine, kendi adına düşünmeyi yaşayarak bulup çıkarmasını istiyorum. İç çamaşırlarını yere atmayı öğrenmesini istemiyorum ya da erkek tabiatını mazeret olarak kullanmayı öğrenmesini istemiyorum.” #rachelcusk
ÖvgüRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2019115 okunma
8/10
·156 syf.··
2026 65. kitabı
Geçiş’te Cusk, Çerçeve’deki anlatım biçimini devam ettiriyor. Yine Faye’nin başkalarının hikâyelerini bize aktardığı bir akış var ama bu kez hem Faye’nin hayatına dair daha somut bilgiler öğreniyoruz hem de düşünce dünyasına dair daha fazla şey duyuyoruz. Bir geçiş dönemindeki Faye, boşanma sonrası yeni bir eve taşınıyor. Ev yeni değil ama büyük bir tamir istiyor. İlkinden biraz farklı olarak bu kez karşılaşmalardan çok ilişkisel deneyimlere dair şeyler dinliyoruz. Çocukluk, ebeveynlik, evlilik, güç ilişkileri, kader, kötülük, irade… Yine belki ağırlıklı olarak dolaştığı yerler bunlar diyebilirim ama böyle sınırlamak da pek içime sinmiyor. İlk kitap olay örgüsüne dayalı olmadığı için bunu bir devam kitabı gibi okumak gerekmiyor. Zaten kitapta zamanın da olayların da öncelikli bir önemi yok bence. Çizgisel akmıyor, düşünsel akıyor her şey. Klasik anlatı sevenlere hiç hitap etmeyebilir bu seri. Varmak istediği belli bir son da yok. Kitabın ruhu, birini dinlerken — ama gerçekten dinlerken — hissettiğimiz ruh hâlini taşıyor ve sanki insanı daha iyi bir dinleyici yapmak için ihtiyaç duyduğu dinginliği veriyor. “Yalnızca dinlemekle, dedim, mümkün olacağını hayal bile etmediğim kadar çok şey öğrendim.” Başkalarına dair, hayata dair ama en çok da kendimize dair bence… Çerçevenin içine dair…
GeçişRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2018161 okunma
4/10
·198 syf.··
2026 62. kitabı
Çizgili Pijamalı Çocuk, Holokost’u çocuk bakışı üzerinden anlatmaya çalışan problemli bir roman. Roman ne tarihsel gerçekliğin sertliğiyle gerçekten yüzleşebiliyor ne de kurmacanın soyut alanını güçlü bir şekilde kullanabiliyor. Ne o tarafa tam yaslanıyor ne ötekine. Yazar kitabını bir fabl olarak tanımlamış ama içinde Hitler’in, Auschwitz’in doğrudan geçtiği bir anlatıda bu biraz havada kalıyor. Ayrıca tarihsel gerçeklikten uzaklaştığında geriye kalan kurmaca tarafı da yeterince güçlü değil. Romanın temel çıkış noktası olan iki çocuğun tel örgülerin iki yanında arkadaşlık kurabilmesi zaten tarihsel olarak mümkün değil. Buna itiraz etmiyorum; sonuçta bu bir belgesel değil. Kurmaca elbette gerçeklikle oynayabilir. Ama bunu yaptığında ortaya çıkan kırılmanın okura bir şey söylemesini bekleriz. Yeni bir şey bile olması gerekmez ama gerçekten bir yere temas etmesi gerekir. Bruno ise anakarakterimiz ve romanın en problemli yanı. Meraklı ve sorgulayan bir çocuk olarak çiziliyor ama buna rağmen yaşadığı dünyanın gerçekliğine karşı neredeyse tamamen kör. Babasının Hitler’in adamlarından biri olması, Hitler’in evlerine kadar geliyor olması, Nazi Almanyası’nın ideolojik atmosferi ve eğitim sistemi düşünüldüğünde Bruno’nun bu kadar habersiz oluşu inandırıcılığını kaybediyor. Roman bunu sürekli “masum bakış” üzerinden açıklamaya çalışıyor ama bu masumiyet değil; daha çok bir körlük ya da aşırı bir saflık gibi, Bruno’nun karakteri buna uymuyor. Sonuçta ortaya eksik, yüzeysel ve duygusal etkisini tarihsel ağırlığından aldığı hâlde, kurgusuyla onu basitleştiren bir anlatı kalıyor geriye. Kitapla ilgili en anlamlı fikir belki de tek bir pijamanın insanları birbirinden ayıran bütün farkları görünmez kılabileceği düşüncesi. Ama o fikre giden yol, Bruno’nun ve genel olarak çocukların
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,6bin okunma
Puan vermedi·69 syf.··
2026 52. kitabı
Varlıklı, kültürlü ama derin bir kayıtsızlık içinde yaşayan isimsiz bir karakter… Hayatla bağını neredeyse koparmış, hissizlik içinde sürüklenen biri. Bir gün yolu tesadüfen hipodroma düşüyor ve bir kadına karşı ilgisi uyanıyor. Sonrası, peş peşe gelen ve kendisini bile şaşırtan davranışlarla ilerliyor. Bu sürüklenmenin içinde, daha önce hiç temas etmediği duygularla karşılaşıyor ve bir tür uyanış yaşıyor. Bu kısa novellada Zweig’in asıl gücü bence hikâyenin kendisinden çok anlatımında. Olay örgüsü akıcı ve sağlam ama metni asıl taşıyan şey sahnelerin kuruluşu. Her bir sahne öyle iyi kurulmuş ki, insan okumuyor da izliyor gibi hissediyor. Tasvirler, gözlemler ve özellikle içsel tespitler çok yerinde. Beni anlamından çok üslubuyla yakaladı, pek sevdim.
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,6bin okunma
Reklam