Samanta Schweblin'den, önce Ağızdaki Kuşlar' ı okumuş günlerce kendime gelememiştim. Dün de Kurtarma Mesafesi 'ni okudum. Yine huzursuz oldum. Hissettiğim, kişisel bir huzursuzluk değil, dünyanın ve insanlığın geleceği ile ilgili olarak duyduğum yoğun kaygıydı. Tarım ilaçlarının doğayı zehirlenmesini, insan bedeninde ve algısında yarattığı tahribatı anlatıyor yazar. Önlem alınmaz, gidiş durdurulmazsa yaratacağı tahribatı ürkütücü bir kurgu içinde veriyor. Roman boyunca zihnimde dalgalanmalar oluyor gibi hissettim, algım zayıfladı, bedenimde, derimin altında kurtçuklar gezindi. Yazarın çığlığına kulak vermezsek insanlığımızdan çıkacağımızı, bir yerlerde sürüne sürüne öleceğimizi düşündüm.
Önlenemez bir felakete gidişin romanı Kurtarma Mesafesi. O mesafeyi kaybettiğinizde her şey için çok geç olacak. Kitabın kapağındaki kırmızı Utku Lomlu 'nun tehlikeye çektiği dikkat, at zehirli sudan içtiği için ölen aygır, etrafındaki beyaz halkalanmalar ise kurtçuklar.
"Arjantin taşrasında, tarlalar arasında bir kasaba... Kasabanın kıyısında yeşil renkli, gizemli bir ev... Huzurlu bir tatil hayaliyle kasabaya gelen Amanda ve küçük kızı Nina... Tek amacı kızını korumak olan Amanda'nın önce ona ulaşması lazım, ulaşmak içinse olayları tetikleyen o ânı bulması."