“Bir yılan tarafından sokuldum.
Acı, zehir gibi bedenime yayıldı.
Kaçmak istedim, ama kaçtıkça daha çok yandı.
Sonra anladım:
Zehir beni öldürmeye değil, beni dönüştürmeye gelmişti.
Bilinçdışımın karanlığında gizlenen gölgem,
eski kabuğunu bırakmamı istedi.
Yılanın sokması bir lanet değil,
yeniden doğuşun işaretiydi.
Şimdi zehri içimde taşıyorum,
ama artık onun mahkûmu değilim.
Onu panzehire dönüştürdüm.
Her damlası bana güç,
her acısı bana bilgelik oldu.
Yılanın diliyle şunu duydum:
‘Ölmeden önce öl.
Kabuğunu bırak, özünü bul.
Kendi zehrini şifaya çevir.’
Ve ben artık biliyorum:
Her yarada bir anahtar saklıdır,
her sokulmada bir uyanış başlar.”