·504 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Kasım 2024 19:18 Bir sigara 400 derece yanar. Karaca'nın göğsü küllük değil.
---
"Hoşçakal deme vakti geldi fakat ben nasıl veda edeceğimi bilmiyorum çünkü bunun olacağını hiç düşünmemiştim, böyle hayal etmemiştim."
Bu aslında bir inceleme değil; kaleme alınmış bir veda, bitmesini istemediğimiz bir hikayenin son sahnesi. Uzun zamandır beklediğimiz serinin final kitabı Siyam Mare 4 sonunda elimizde. Peki, beklediğimize değdi mi? Belki… ama çok daha güçlü bir final olabilirdi.
500 sayfalık bir hikaye anlatılıyor fakat ilk 200 sayfada, daha önce Wattpad’de yayınlanan birkaç bölümle karşılaşıyoruz. O anlardan itibaren, yazarın yaşadığı zorlukların, ruhuna sinen kara bulutların satırlara sindiğini hissedebiliyorsunuz. Yaşamının izleri, acıları, umut kırıntıları her cümleye sinmiş. Ancak, hikayenin sonlanma sürecinde yazarın aceleci davrandığını hissettim. Son, beklenenden hızlı bir şekilde, yeterince doyurulmadan gelmiş gibi. Kitap bittiğinde içimde sadece şu cümle yankılandı: "Eee, hani devamı?"
Kitabı okurken "Kurşun kurda atıldı ama karacayı deldi" teorisi aklımdaydı. Ancak sonra fark ettim ki, Karaca’nın ruhu zaten çoktan parçalanmış. Kurşun sadece yüzeyde değil, derinlerde de hasar bırakmış. Daha ne kadar parçalayacak ki kurşun Karaca'yı! Onun yaşadığı ihanetler, ailesinden gelen hayal kırıklıkları, güvenini sarsan gerçekler… Özellikle abisinin yaşadığını öğrenip, çevresindekilerin ondan bu gerçeği sakladığını anladığı an, acısının yoğunluğu beni de sarstı. Karaca’nın yaşadığı trajedi, onu "nefes alan bir ölü" gibi gösteriyor; bir enkaz haline getiriyor. Yazar, tüm ağır yükleri onun omuzlarına bindirerek, çevresinde dönüp duran bir acı girdabı yaratmış.
Hikaye, çoğunlukla Karaca'nın etrafında şekilleniyor. Onun dilinden anlatılanları okumak, yaşadığı ağır travmalarla yüzleşmek oldukça zorlayıcıydı. Zaten kırık dökük bir karakteri bir de acıların içine gömülü bulmak, okuyucuya da kolay bir yolculuk sunmuyor.
Ve Kunt... Burada bir soru işareti duruyor: Neden Kunt'a daha fazla yer verilmedi? Onu tanımak, onun iç dünyasına da biraz daha yaklaşmak isterdim. Kunt, yalnızca acılarla değil, aynı zamanda Karaca’nın gölgesinde kalmış bir “görünmeyen kurban” gibi işlenmiş. Bu kadar önemli bir karakterin hikayesinin yüzeysel bırakılması...
O kadar üzdü ki beni finalde annesinin yaşadığı ortaya çıkıyor ama ona yine yer verilmemiş.
Sadece "Anne?" nidasıyla kalıyor.
Ve Kunt , üzeri tozlanmış o kelimeyi geçmişin sandığından çıkardı hasretle. "Anne?"
Yazar, bu kitapta da her zamanki gibi okuru yarım kalmış bir sona sürüklüyor. Ucu açık, merakta bırakan, ama bu kez aceleye geldiği her halinden belli olan bir sonla veda ediyor. Sanki, hikayenin derinliklerine inmek yerine, dışarıda kalmayı seçmiş. Belki yazar, biraz daha sabır gösterip, bu baskılardan sıyrılarak otursaydı masaya, daha etkileyici ve derin bir hikaye ortaya çıkabilirdi.
Şimdi hakkını da yemeyelim etkili ve derin bir kitap olmuş ama yarım...
Siyam Mare 4, belki de bir vedayı anlatıyor. Ancak bu vedada anlatılması gereken her şey tamamlanmış gibi değil; eksik bir şeyler var, bir yarım kalmışlık hissi. Yazarın yarattığı karakterlere hak ettikleri derinlik verilseydi, belki de çok daha unutulmaz bir finalle ayrılırdık.