Puan vermedi·517 syf.··
2025 88. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 18:54
Martin Eden, Jack London tarafından, yazarın kendi hayat hikayesinden esinlenerek yazılmış yarı-otobiyografik bir romandır. Kitapta London, insanları burjuvalar ve alt sınıf olarak iki gruba ayırır. Alt sınıfa ait, basit bir denizci işçisi olan Martin, burjuvaların bilgi ve düşünce düzeyi karşısında hayrete düşer ve onlara benzemek ister. Bu nedenle denizciliği bırakarak kendini geliştirmek için çalışmaya başlar. ----------(SPOİLER UYARISI!)------------- Martin, yeteneklerini keşfeder ve her gün kütüphaneye giderek Nietzsche, Karl Marx, Thomas Carlyle, Arthur Schopenhauer ve özellikle Herbert Spencer gibi yazarların kitaplarını büyük bir dikkatle inceler. Bu süreçte, Ruth adında burjuva sınıfından bir kızla tanışır ve ona aşık olur. Ancak Ruth, Martin’in belirli bir geçim kaynağı olmadığı sürece onunla evlenmeyeceğini söyler. Bunun üzerine Martin yoğun bir şekilde çalışır ve kendi çabasıyla ciddi anlamda gelişir. Başlarda kendin dilini bile düzgün konuşamamasına rağmen zamanla dile, sözcüklerin sınırsızlığına ve anlamların derinliğine aşık olur; bu, onun deyimiyle “başını döndüren, güzelliğin bir niteliği”dir. Edebiyat için yaratıldığına inanır ve yazmaya başlar, yazarlıkta acemi olduğunu düşünür; amacı çok iyi bir yazar olarak, Ruth ile evlenebilmek için iş sahibi olmaktır. Martin, yazılmış ve ilgi gören kitapları saatlerce inceler, neden iyi olduklarını ve kendi yazılarını nasıl geliştirebileceğini analiz eder. Her gün binlerce sayfa yazar ve denizcilikten kazandığı parayı yazılarını yayınevlerine göndermek için harcar. Öyle ki, beslenmeye ayırdığı parayı bile yazılarına kullandığı için açlıkla mücadele eder ve kalan eşyalarını rehin vererek yazılarını postalar. Uzun süre yazıları reddedilen Martin, daha çok çalışır; günlerce uykusuz ve aç kalsa da yazmayı sürdürür. Aşkı uğruna mücadele ettiği Ruth, onun yazılarına değer vermez. Martin, güzellik, iyilik, kötülük, başarı ve mutluluk gibi kavramları yaşamın nitelikleri olarak görür. Ancak saflığı gerçek bir nitelik olarak kabul etmez. Bu nedenle Ruth, romanda her zaman “güzellik” olarak tanımlanır, çünkü Martin, hiçbir zaman Ruth’un diğerleri gibi bir burjuva olduğunu kabul etmek istemez. (Kendi çıkarımım) Kitabın ilerleyen bölümlerinde Martin, Brissenden adında felsefi görüşlere sahip bir sosyalist ile tanışır. Brissenden, Martin’i kendi gibi düşünen insanlarla tanıştırır ve Martin, bu süreçte “gerçek düşünceler” ile tanışır. Romanın sonunda, Martin alt sınıf ve burjuvalar arasındaki farkları sorgulamaya başlar; burjuvalar gördüklerini çalan ve onları kirleten, taklitçi bir sınıftır. En üstte, düşünenler vardır. Tıpkı Martin gibi, düşünen insanlar. Martin, umutsuzluğa kapılmak üzere olduğu sırada, yazılarından birisi büyük başarı elde eder. Dünyaca ünlü bir yazar haline gelir. Ruth, onunla evlenmek için yanına gelir özür diler ve yalvarır, insanlar onu her gördüklerinde yemeğe, kutlamalara çağırırlar. Sanırım en çarpıcı kısım, bir yemek teklifi karşısında aklına gelen şu soru ile ortaya çıkmıştır: "Ben aç ve paçavralar içindeydim. Eğer şimdi beni yapmış olduğum iş için besliyorsanız, neden beni o zaman, ihtiyacım olduğu zaman beslemediniz? İş yapılmıştı! Hayır, siz beni yapılan iş için beslemiyorsunuz şimdi. Beni besliyorsunuz çünkü başka herkes beni besliyor ve beni beslemek bir şereftir. Beni şimdi besliyorsunuz çünkü siz bir sürü hayvansınız! (...)” Martin, değerinin şans eseri belirlenmiş olması, sürü psikolojisi ile hareket eden insanların aptallığı ve artık onun karşısında yalvaran zavallı insanlar yüzünden, nefrete bulanmıştır. Sorusu aynıdır, "hiçbirşey değişmedi, ancak o halde, beni neden olduğum gibi sevmediniz?" Kitabın sonunda, Martin Kendisini gerçekten seven birisine bulamaz, Sprencer ona hayatı göstermiştir, Nietzsche ona değer vereceği şeyleri öğretmiştir ve en sonunda kitaplar, ona artık işini bitirdiğini anlatmıştır. Hayatın en üst noktasına ulaşmıştır ve azap çekmektedir, dolayısıyla daha fazla yaşamasının bir anlamı yoktur, bana kalırsa aşka ve güzelliğe inancını yitirmiştir. Bu nedenle denizde boğularak intihar eder. Boğulurken, bilginin onu yüzeye çıkarmadığını, aksine daha derine batırdığını fark eder; artık yaşamak istememekte, başlarda beş saatlik uykuyu hayattan çalınan saniyeler olarak görürken, artık sadece sonsuz bir uykuya dalmak istemektedir. Kitap böyle sonlanır. Kitaptaki en sevdiğim alıntı, Martin’in bilgiye duyduğu hayranlığı olabilir: "Bu adamların içinde kitaplar yaşıyordu. Ateşle ve zevkle konuşuyorlar, başkalarını içkinin ve öfkenin harekete geçirmesi gibi, onlar da bilgi ve entelektüel uyarıları harekete geçiriyordu. Martin'in burada duydukları artık Kant ve Spencer gibi yarı mitleşmiş, yarı tanrı olan basılı sözcüklerin kuru felsefesi değildi. Bu yaşayan, sıcacık, kanlı canlı felsefeydi.”
Alıntı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.