“Gurur ve Önyargı”yı okurken, üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen insanlığın temel düşüncelerinin ve evliliğe bakış açılarının aslında pek değişmediğini fark ettim. Eser, bu yönüyle insana zamanlar ötesi bir bakış açısı kazandırıyor.
Karakterler son derece güçlü; her biri kendi çizgisiyle dikkat çekiyor ve sayfalar ilerledikçe ayrı bir tat bırakıyor. Diyaloglardaki duygu çeşitliliği ve özellikle insan doğasına dair yapılabilecek gözlemler, kitabı benim için daha da kıymetli kılıyor. Dostluk, aile bağları, kardeşlik ve aşk ilişkileri canlı bir şekilde yansıtılmış.
Başkahramanlara gelirsek: Darcy ve Elizabeth. İkisi de kendine özgü, güçlü fikirleri olan karakterler. Yalnız biri aşırı gururuyla, diğeri ise önyargısıyla yanlış düşüncelere kapılıyor. Onların karşılaşması, sevgiyle birlikte kişisel gelişimlerini okumamıza imkân veriyor. Darcy, gururuna, asalete ve sosyal konumuna önem veren, yetiştiği çevrenin etkisiyle şekillenmiş bir beyefendi. Bu yönüyle çok şaşırtmasa da tutarlı bir karakter çiziyor. Elizabeth ise tam tersine, şaşırtıcı bir karakter; çünkü öyle bir ailede, öyle bir muhitte büyümesine rağmen kendi değerlerinden ödün vermeyen, dayatılan düşüncelere boyun eğmeyen, bağımsız duruşuyla hayranlık uyandıran bir kadın.
İki baskın karakterin yollarının kesişmesi ilişkilerini zorlaştırsa da onların birlikte kalabilmesini sağlayan şey bence şu: Mutluluğu seçebilmeleri ve zaman zaman kendi sert yanlarını törpüleyebilmeleri. Darcy’nin gururuna rağmen merhametli kalbi ve kendini terbiye edebilme becerisi; Elizabeth’in ise sonlara doğru Darcy’yi anlayıp ona hak vermesi, inatçılığını azaltıp hem Darcy’nin hem de kendi duygularını anlamaya çalışması…Bu nedenle “Gurur ve Önyargı”, bana göre okuduğum en sağlam ilişkiyi anlatan eserlerden biri oldu.