·120 syf.····Okunma: 03 Ekim 2025 00:00 10/10. Ferhan Şensoy'un yıllar sonra Don Quixote okuduktan sonra inceliklerini fark edip onu tekrar oynamak istediğini bahsettiği bir röportajı vardı.
Küçücük bir öykü kitabı gibi Hayatım: Bir Taşralının Hikâyesi. O kadar akıcı, o kadar ne demek istediğini geçiren sade bir anlatısı var ki hayran kalmamam mümkün değildi, az önce bahsettiğim röportaj yıllanmış şarap gibi içerikler içindir, tekrar okunduğunda ayrı bir dünyaya dalar, zamanla sizde de gelişen değişimle yeniden anlamlarsınız hikâyeyi. Bu benim için o kategoride daha ilk okuyuşumdan.
İçinde taşralı olmak isteyen aslı soylu birinin keskin tavrını taşırken bir yandan da çelişkilerini, değişimlerini taşıyor bir şehrin yaşantısının, hatta birkaç köyün şehrin, geleneksellikten uzaklaştıkça bir bakıma özgürleşen yanlarının sirayet ettiğini görüyoruz insanlara, yaşantılarına.
Biri karşı duruyor ve ona hayatını mahvettin, yanında kardeşininki ile birlikte bile deseler, onlar da aslında bu hikayenin ve anlatısının parçası haline geliyorlar, eğer biri hayatınızı mahvettiğinizi düşünüyorsa bunu yüzünüze sürekli vuracak kadar önemli görmez, basit olduğunuz için artık sözü edilmeyecek bir zamanların soylusu olarak dost meclislerinde var yok sözünüz geçebilir yalnızca, bu da size en değer verenlerce (hâlâ kaldıysa) olur tabi, ilk dedikodular yıllar sürüyor ve hâlâ dile geliyorsa değişen sokaklarıyla, taşlarıyla, arsalarıyla ve boyalarıyla bu demektir ki siz artık oraya en çok değen, en çok yaşayan, etki bırakansınız. Bunu bu kadar yalın ifade edebildiği için kitabı çok sevdim, Zweig hikâyeleri gibi Çehov tüketeceğim.
Okuyucusuna her zaman sunacağı güçlü bir dilemması da var karakterlerinde, gelişimlerinde. Burnunun dikine gidenlerin sadece tek bir güruhu temsil ettiğini düşünmeyecek ; salıvermiş, yolunu kaybetmiş olanlarınsa her nasılsa taşlarını yerine oturttuğunu göreceksiniz, hayatın çarpık zenginliğini göze getiriyor.
Bir diğer ilgilendiğim şeyse kendi adıma: yılmazlık hâli. Vazgeçmek ya da kararsızlığın peşi sıra gitmek söz konusu değil, ihtimali bilinen, bitmeyen ve her zaman ulaşılırlığı kolay olan konforu ve arayışı ana karakterde en zor, en çeldirici durumlarda bile görmüyoruz, bu irade bugünle kıyaslayınca daha anlamlı oluyor. Bedel öderken de bunun öncesi sonrası diye hesap yapılmıyor, tıpkı nelerden vazgeçileceğinin de ayrıntılı hesabının yapılmadığı gibi, içten gelen soyluluk , görsel soyluluğun önüne geçerken, aslında dışardaki dünyanın yaşantısının hiç de beklediği gibi iyileşmediğini görüyoruz ama bu; o zaman ben de döneyim dedirtmiyor, hâlâ öğreniyorsunuz.
Tuncel Kurtiz gençken dünyayı değiştirmek istedik, olmadı, yapamadık demişti. Sonra da eklemişti: ama o da bizi değiştiremedi.
Bu arsızlık hâlinin bu kadar bariz dile gelmeyen ama o kadar içten olanını düşünün.
Bilinmesi gereken kavramlar var sırada:
&1. Tonoz; mimarlıkta kemerlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan, genellikle tavan örtüsü olarak işlev gören yapı parçasıdır. Çoğunlukla tuğla ve harçla örülür ve alttan obruk, yarım silindir biçiminde görünür.
Paris'teki Gotik tarzda inşa edilmiş Saint-Séverin Kilisesi'nin tonozlu tavanının resmi var mesela, heh tamam tonoz buymuş diyorsunuz görünce, yer ettiriyor.
Ayrıca ikinci bir anlamı da var. Tekne, yüzer iskele bağlamak amacıyla ucunda beton bloklarla deniz dibine konulmuş üzerine zincirlerin de döşenmesi ile kurulan bir sisteme deniyor.
&2. Müteveffa; vefat etmiş, ölmüş olan kimseler için kullanılır, bunu başka bir Rus romanında açıklamıştım, iki oldu, bunu üçüncüye yazarsam 4 olsun.
&3. Desyatina; Çarlık Rusya'sında kullanılan, yaklaşık on dönüme denk gelen eski bir arazi ölçü birimi.
&4. Redka; Rusça bayırturpu. Yani birine bayırturpu demek için hayal gücü gelişmiş biri olmak lazım geliyor öncelikle, bayırturpu gibi oğlan demek mesela. Nereye çekersen oraya gidecek bir sözcük, yeri gelir över yeri gelir döversin bu sözle.
&5. Verst; Rus ölçü birimi, 1 km'yi çok az küsürlerle geçer. Sık sık işittiğimizden bi kez daha vuralım.
&6. Borş çorbası; bunu Eastern Promises'tan hatırlarız belki, güzel bir diyalog vardı o sahnede, söylenişinden borşşş çorbasını unutamam, içeriğini sormayın ama ilk defa tadıldığında beğenilir derler.
&7.Mütevelli; bir vakfın ya da benzeri bir şeyin yönetimi kendisine verilmiş olan kimse.
&8. Çugunka; Rusça demiryolu işçisi. Yani çugunka'nın iş adamı gibi bir anlamı olmamalıydı bu fonetiğiyle zaten.
Çugunka? Yaparım. Tamam.
&9. Payanda; düşey bir taşıyıcıyı, binayı ya da tekneyi gerek dengede tutabilmek gerek devrilmesini, çökmesini ya da kaymasını engellemek amacıyla kullanılan ahşap ya da betondan göğüsleyici dayanaktır.
&10. Longoz; çoğunlukla yağış miktarının yüksek olduğu ilkbahar-kış mevsiminde tabanı sularla kaplanan ormanlık alandır. Bir çeşit orman ekosistemi yani, subasar da diyorlar.
&11. Panteley; bütün sıradan insanları öyle çağıran biri var hikayede, köyde bizim kozalak gel la buraya derler, demek orda da Panteley diyolar, yaz bunu güzel laf.
&12. Polonius; Shakespeare'in ünlü tragedyası Hamlet'te kralın başdanışmanı, Laertes ve Ophelia'nın babası.
&13. Jaluzi; genellikle ahşap panjurlu perde bu. Ablam dedi yoksa bilmem öyle şeyleri.
&14. Domoyov; Slav mitolojisinde evin koruyucu ruhu.
&15. Famina Yortusu; Paskalya'dan sonraki pazar günü kutlanan Hıristiyan bayramı.
&16. Saraç; koşum ve eyer takımları yapan ya da satan kimse.
&17. Peçenekler!; Rusça konuşma dilinde yabani, kaba insanlar için de kullanılmaktadır. Kpss bilgilerimi hatırlarsam ozelliklerini yazacağım Peçeneklerin.
&18. Taverna; çalgılı meyhane.