Yu Hua ile Yaşamak kitabı aracılığıyla tanışmıştım, çok da sevmiştim. Oldukça sade bir anlatım dili var ve bunu Kanını Satan Adam’da da görebiliyoruz. Bir aile üzerinden o ailenin dramına şahit olurken kitapta ilerledikçe olayların geçtiği dönem üzerinden Çin’deki politik hayata ve sosyal yaşantılara da tanık oluyoruz. Yazar bunu kurguya çok güzel yediriyor bence. Yaşamak’ı okuduğum zaman büyük kahramanlık hikayeleri atfettiğimiz, yüceleştirdiğimiz politik gelişmelerin yanında esas olanın halkın yaşamına bunun nasıl yansıdığı olduğunu hissetmiştim. Kanını Satan Adam’da da bunu hissettiriyordu. Bir kitap üzerinden Çin Devrimi hakkında fikir beyan etmiyorum; ancak çok görkemli sandığımız hareketler aslında neymiş, ne olmuş buna bakma ihtiyacı doğurdu bende. Yakında kurguyla ortak noktaları arayacağım politik okumalar yapmaya da heveslendirdi. Okuması kolay bir kitaptı, okurken keyif de aldım ama Yaşamak’tan önce okumuş olsam sanırım daha çok severdim. Kan satma olayına yüklenen derin anlamı pek de hissedemedim veya benim yüklediğim anlamlar daha baskın geldi, bilemiyorum.