Ruhum darmadağın… Maria Puder öldü… Raif Efendi öldü… Ama asıl ölen, içimizdeki saf sevgiye olan inançtı belki de.
“Bitirdim” demek kolay… ama bazı kitaplar bitmez; satırların arasına sıkışıp kalır, ruhunun duvarlarında yankılanmaya devam eder. Kürk Mantolu Madonna tam olarak böyle bir kitap. Onu kapattığın an bile, hikâye içinde sürmeye devam eder sessizce, derinden, sarsıcı bir şekilde.
Sabahattin Ali’nin kaleminde kelimeler sadece hikâye anlatmaz; kalbe dokunur, orada bir sızı bırakır. Raif Efendi’nin içine kapanmış, dünyadan soyutlanmış hali; sevmenin, ama bir türlü yaşayamanın acı sembolüdür. Maria Puder ise bu acıya ışık gibi düşer özgürlüğün, zekânın, ve kırılgan sevginin sembolü.
İkisi bir araya geldiğinde aşk, “romantik bir hikâye” olmaktan çıkar; insan ruhunun çıplak gerçeğine dönüşür.
Kitabı okurken, sadece bir aşkın değil, insanın içsel yalnızlığının da hikâyesine tanık oluruz. Raif Efendi’nin günlüğündeki her cümle, sanki kalbinden dökülmüş bir itiraf gibidir. Onun sessizliği, aslında çığlık gibidir. Onun sevgisi, bir yaşam biçimidir. Ve Maria Puder’in ölümü… insanın içini öyle bir deler ki, kelimeler kifayetsiz kalır.
Evet, bazı kitaplar bitmez.
Bu kitap da bitmedi.
Raif’in her nefesini, Maria’nın her kelimesini içimde taşımaya devam ediyorum. Ruhumun sessizce parçalanışının hikâyesiydi bu…
Ve ben, uzun süre etkisinden çıkamayacağım biliyorum.
Ezcümle:
Kürk Mantolu Madonna, bitirdiğinizde sizi terk etmeyen, ruhunuzda bir iz bırakan nadir kitaplardan biridir. Maria Puder ve Raifl Efendi öldü, evet, ama onların hikâyesi içimizde yaşamaya devam ediyor.
İyi okumalar.