Öncelikle kitap çok uzun ve birden fazla konuya, karaktere ve hikayeye değiniyor. Bu nedenle incelememi; nispeten kısa olacak ve dar bir alan üzerine yoğunlaşacak şekilde yazmak istiyorum.
Öncelikle kitapta en sevdiğim şey, anlatılan konu, olay, karakter vs her ne olursa olsun zıttı ile beraber yer alıyor olmasıydı. Tartışılan fikirler de muhakkak iki farklı bakış açısını da savunan kişiler ve tezler görmek mümkündü. Bu açıdan kitabın okunmasının daha keyifli hale geldiğini ve okuyucunun hikayenin içinde sıkılmadan daha uzun süre kaldığını düşünüyorum. Bunun dışında kitapta temel olarak mutlu bir evlilik ile beraber mutsuz bir evliliğin karşılaştırılması yapılmış. Bir tarafta o dönemin bakış açısına göre olması gereken mutlu bir ailenin insana kazandıracağı güzelliklerle beraber vereceği zevkler işlenirken, diğer tarafta mutsuz bir evliliğin yol açacağı sorunlar ve bunun hem kişiye hemde kişinin çevresine getireceği acılar işleniyordu.
Kitapta, Anna karakterinin genç yaşında halasının etkisinde kalarak ve mantığına dayanarak kendinden yaşça çok büyük (20 yaş) bir adam ile evlenmesi ancak evliliğin ilerleyen yıllarında kocasına aşık olmadığını fark etmesi ve bunun artık mümkün olamayacağı düşüncesi ile beraber bütün sevgisini oğlu Alyoşa'ya vermişken, bir gün abisini görmeye gittiği Petersburg'ta katıldığı bir baloda tanıştığı genç subay Wronsky'ye aşık olması sonucu gelişen olaylar anlatılıyor. Kitapta aldatan bir erkeğe ve aldatan bir kadına karşı toplumun ne denli farklı tutumlar sergilediğini Tolstoy büyük bir başarı ile işlemiş. Aldatan kadın toplumdan tamamen dışlanıp sokakta yürüyemez hale gelirken, erkek hiçbir yaptırıma uğramadan işine ve sosyete gezmelerine devam edebiliyor. Ve hatta, erkeklerin bu durumuna karşı sosyete "erkeklere özgü bir özgürlük" olarak bakmaya çok yatkın. Ancak kadının kocasından boşanması durumu bile kadın açısından büyük bir sıkıntı teşkil ediyor. En nihayetinde toplumun kadına uyguladığı baskı sonucu Anna'nın bozulan psikolojisi, yaşadığı kaygı, keder, endişe ve çok sevdiği oğlu Alyoşa'dan ayrılmak zorunda kalması, sevdiği adamın bir gün onu sevmeyi bırakması ihtimalinin ona yaşattığı korku ve acı, bunların birikmesi sonucu kapıldığı sanrılar ile beraber karakterimiz Anna'nın nasıl adım adım kendi sonuna doğru yürüdüğüne şahitlik ediyoruz.
-Spoiler-
Kitabın sonunda, Anna'nın intiharının sevgilisi Wronsky dışında kimsenin umurunda olmaması, kimsenin bu ölümde suçu olduğunu düşünmemesi, sanki kendileri o kadını o hale el birliği ile getirmemişler gibi, beni fazlasıyla üzdü. Hatta Anna'nın kocasının gizli bir sevinç yaşaması ve rahatlaması, topluma karşı olan durumunun Anna'nın yokluğu sayesinde rahata ereceğini düşünmesi de beni oldukça düşündürdü. Yalnızca Kont Wronsky bu ölümde kendininde payının olduğunu kabul ederek vicdan azabı yaşadı. Bu noktada beni düşündüren konu, aldatan kişi Anna olduğu için herkesin onu suçlu bulması ancak yaşanan olaylarda onu suçlayan kişilerinde en az Anna kadar suçlarının olmasıydı. Çok kereler Anna'nın davranışları ve tutumları beni de sinirlendirmiş hatta bazen çileden çıkarmış olsa bile, Anna'nın yaşadıklarını hak etmediğini düşünüyorum.
-----------
Oldukça uzun, fikirlerin çok detaylı olarak anlatılıp, işlendiği, zaman zaman bu detaylar nedeni ile beni biraz boğan ancak genel olarak kendini okutan ve okuyucuyu olayların akışı içerisinde tutmayı başarabilen güzel bir kitaptı.