Adaletin bu mu dünya
Puan vermedi·360 syf.··
2025 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2025 22:04
Kemal Tahir’in Esir Şehrin Mahpusu romanı, “Esir Şehir” üçlemesinin ikinci kitabı. Hikâye, işgal altındaki İstanbul’un o kasvetli havasından çıkıp bu kez daha dar, daha boğucu bir yere, hapishaneye taşınıyor. Başkahraman Kâmil Bey, bir kumpas sonucu kendini dört duvar arasında buluyor. Fakat asıl mahpusluk demir parmaklıkların ardında değil; insanın kendi içinde başlıyor. Kâmil, burada sadece özgürlüğünü değil, inançlarını, vicdanını ve gururunu da sorguluyor. Hapishane, romanda adeta İstanbul’un minyatürü gibi. Dışarıda düşman askerleri, içeride korku, sessizlik ve suskunluk hâkim. Kimisi padişah yanlısı, kimisi menfaatinin peşinde, kimisi ise hangi yöne döneceğini bilemiyor. Bu karmaşanın içinde bir de uçkur sevdasına hapis yatanların dalaveresi, külhanbeyliği.. Kâmil Bey, bu karmaşanın ortasında, neye inanacağını, hangi değerin uğruna yaşadığını ve insanların görünen yüzünün arkasındaki yüzünü anlamaya çalışıyor. Zamanla anlıyor ki susmak da bir seçimdir; bazen bir kelime söylememek, en ağır suçtur. Ama konuşman gereken yerde susmak da bir suçtur. Beni en çok etkileyen kısım, Fatma Hanım’a edilen küfür sonrası Kâmil’in kendini tutamayarak kavgaya karıştığı o sahneydi. Çünkü orada mesele bir hakaretten çok daha fazlasıydı. O an Kâmil’in bam teline dokunuldu; yıllardır içini kemiren sessizlik, bastırdığı öfke, adaletsizliğe karşı duyduğu isyan bir anda alevlendi. O yumruk sadece birine değil, kendi korkularına, suskunluğuna ve çaresizliğine atıldı. Kâmil o an içindeki gücü fark etti; gerçekten neye değer verdiğini, ne için ayağa kalkması gerektiğini anladı. O kavga, onun içsel zincirlerini kırdığı, kendi vicdanının sesini ilk kez bu kadar gür duyduğu andı. (Hadi hadi hadi anla artık şu insanların niyetini Kamil demekten sinir küpü olmamı kenara bırakayım.) Ama Kâmil’in sorguladığı tek şey vatanı ya da adaleti değil; kendi özel hayatında aldığı kararlar da onun vicdanında yankılanıyor. Eşi Nermin’den boşanma kararı, benim romanının sonunda en çok takıldığım noktalardan biri oldu. Arif Bey’in de söylediği gibi, karısını ve kızını onsuz kaldıklarında hayatta tutacak gücü, bilgiyi, direnci verebilmiş miydi ki? Avrupa’da yetişmiş, görmüş geçirmiş bir adam olan Kâmil, kadın haklarına dair farkındalığını nasıl oldu da bu kadar kolay unuttu? Boşanmak gibi ciddi bir kararı Nermin’le konuşmadan, birlikte değerlendirmeden, tek taraflı almak… Bu, aslında onun kendi içinde hâlâ hesaplaşamadığı yönlerini gösteriyor. Üstelik içten içe Fatma Hanım’la ya da Nedime Hanım’la Nermin’i kıyaslamadığını kim iddia edebilir? Belki de Kâmil, o büyük ideallerin içinde en basit insani sınavında benim gözümde sınıfta kaldı. Romanın diline gelecek olursak; sade ama derin; betimlemeler öyle güçlü ki, rutubetli hücrelerin kokusunu bile hissediyorsun okurken. Kemal Tahir, sadece bir dönemi değil, o dönemin insanını da anlatıyor. Umudu, korkuyu, ihaneti, vicdanı ve en önemlisi insanın içindeki direnci. Sonunda fark ediyorsun ki, bu hikâyede kurtuluş dışarıdan gelmiyor; insanın içinde başlıyor. Ve o zamandan bu zamana halaa uyanamamış kış uykusunda yatan bir kitle var. Geçelim üçlemenin son kitabı Yol Ayrımına. İyi okumalar. Esir Şehrin Mahpusu Kemal Tahir
1000Kitap
Esir Şehrin MahpusuKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20225,4bin okunma
·
325 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.