Puan vermedi·360 syf.····Okunma: 04 Ekim 2025 01:25 Her şeyden önce bu eser bana biraz karışık geldi. Buna karar vermeden önce her zaman kendi okuma koşullarımı gözden geçiririm ve ona göre bir sonuca varırım. Ama bu sefer gerçekten karışık örgü beni fazlasıyla yordu. Ya da şöyle söyleyeyim bazı bölümleri isteksiz bazılarını da soluksuz okudum.
Ölümsüz Adam'ın ve Kaplanın Karısı hikayeleri beni kitaba bağladı ve daha bir okunur kıldı. Aslında 1985 doğumlu genç yazar Tea Obreht'in ülkesi Yugoslavya'nin savaş nedeniyle, onun doğumundan yaklaşık 6 ya da 7 sene sonra dağılma sürecine girmiş olması Obreht ailesinin Belgrad'i terk edip önce Kıbrıs'a oradan Mısır'a en nihayetinde halen yaşamakta oldukları Amerika'ya gidişleri onun bir savaş çocuğu dolayısıyla da parçalanmış bir ülkenin çocuğu olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
Belki de bir yanda savaş diğer yanda ülkesini terk etmek zorunda kalmış bir ailenin çocuğu olmak, Obreht'in içinde var olan anlatma yeteneğini ortaya çıkarmış olabilir, kimbilir?
Bana göre hikayeyi besleyen ve ilginç kılan ise yukarıda da belirttiğim gibi sembolik kahramanlardı.
Burada "mit"ler konusuna değinmek isterim.
Mit'in sözlük anlamına bir kere daha baktığımda mecazi anlamı kısaca şöyle: "söylence durumuna gelmiş kişi ya da ülküsel kavram."
Kelime anlamı ise : "kuşaktan kuşağa yayılan, toplumun düş gücü etkisiyle zamanla biçim değiştiren, tanrılar, tanrıçalar, evrenin doğuşu vb.yle ilgili, imgesel, alegorik bir anlatımı olan halk öyküsü."
Buradan hareketle; Büyülü gerçeklik diye de tanimlayabileceğimiz bölümler devreye giriyor ve yazar, ölümü "Ölümsüz Adam" figürüyle sorguluyor. Kadını da "Kaplanın Karısı" olarak tanımlayıp, yüzyillardan beri bitip tükenmeyen toplum içinde kadının ayrıştırılması, kadının ötekilestirilmesinden doğan bir figür olarak kaleme alıyor.
Bu eser kendi ülkesinde var olamamış, savaşın etkilerini iliklerine kadar hissetmiş, ait olmadığı topraklarda kök salmaya çalışan bir insanın duygularının yazıya dökülmüş halidir bence. Bu kadar genç yaşta böylesine bir eser yaratmış olması, ki sanırım yazdığında henüz 25 ya da 26 yaşındaymış başarının da ta kendisidir.