·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ekim 2025 14:11 Hiç sebepsiz yere mutsuzluğa düştüğünüz oldu mu?
Sebebini aradıkça o mutsuzluğa daha da gömüldüğünüz…
Umutsuzluktan çıkmaya çabalarken aslında bir bataklığın içinde olduğunuzu farkk ettiğiniz…
Ve bu şekilde geçen yıllarınız?
Martha’nın hikâyesi tam da böyle başlıyor.
Zaten sağlıksız bir evde büyüyen bir çocuk olarak, genetik yatkınlık ve kronik *** hastalığıyla mücadele ederken, seçeneği pek de yok gibiydi.
Ama en çok da savaşmak onun meselesi oldu. Bir noktadan sonra yaşamın kendisi bu savaşa dönüştü.
Patrick’in, “Sen böyle yaşamayı seviyorsun,” dediği an, aslında büyük bir gerçeği gösteriyordu: Martha başka türlüsünü bilmiyordu.
Bu onun normaliydi — sinir atakları, sakinleşmeler, yükselmeler, pişmanlıklar…
Bütün bu hengâme, esas istediklerini gizlemesine izin veriyor ve böylece her şey tahammül edilir hâle geliyordu.
Bir an, bu sarmaldan hiç çıkamayacak, kronik mutsuzluğun ve ***’in pençesinde kaybolacak diye korktum.
Ama öyle olmadı.
Evet, bir sihirli değnek değmedi, kimse sonsuza kadar mutlu yaşamadı.
Ama yeni bir “normal” buldular — belki de en gerçek mutluluk buydu.
Kız kardeşiyle arasındaki bağı çok sevdim.
Teyzelerinin onlar için yaptıkları içimi ısıttı.
Babası, sonunda güzel bir kitapla kendini gerçekleştirdiğinde ise sayfaları gülümseyerek okudum.
Ama beni en çok sarsan an, Martha’nın annesine “Artık içmeyeceksin,” dediği ve annesinin bir daha hiç içmemesiydi.
Birinin bunu ona söylemesi gerektiğini çok sonradan fark etmeleri…
Bazen gerçekten öyle olmaz mı?
Ne yapmamız gerektiğini hepimiz biliriz — herkes bilir — ama kimse söylemez.
Kimse söylemeyince de sen yapamazsın, yapmadığın için herkes senden uzaklaşır.
Sonsuz bir sarmal…
İşte o sarmalı kırdıkları için mutluyum.
Kitabın sonunda birkaç damla gözyaşı bıraktım;
Patrick ve ilişkileri için mi, yoksa Martha’nın sürekli yıkılıp yeniden başlaması için mi, bilmiyorum.
Ama emin olduğum bir şey var: Keder ve Mutluluk, benim için doğru zamanda gelen bir kitaptı.