Selamlar. Öncelikle bu seriyi dark romance olarak değil de biraz daha psikolojik gerilim kapsamında değerlendirdiğimi söylemek istiyorum. Bence zaten aklı selim biri romantik bir kitap okuma niyetiyle bu seriyi okumamalı. Dark romance kavramı böyle bir şey değil.
Yazarın hakkını vermeliyim, bütün kitabı tedirginlik içinde okudum. Bir önceki kitabın sonunda Elder, Pim’e tecavüz ettikten sonra bu kitapta beni nelerin beklediği konusunda çok gergindim. Açıkçası hikayeden beklentim inanılmaz düşüktü ve sanırım biraz da bu yüzden bu kitabı büyük oranda beğendim.
Kitabın başında Pim’in yaşananları sorgulamasını sevdim. Elder’ın yaptığı şeyi güzellemeyip yaşadığı şeyin farkında olması güzeldi. Yeri geldiğinde bunu Elder’ın yüzüne vurduğu sahne tatmin ediciydi. Elder’ı haklı çıkarmak için kendini suçladığı birkaç cümlede ufaktan bir duvarları kemirdim ama yine de farkında olup bu durumu normalize etmemesi mantıklıydı. Yazarın durumu bu şekilde ele alması kabul edilebilirdi benim için.
Bu kitapta Elder’ın geçmişine dair birçok şey öğreniyoruz. Ailesi ile ilişkileri, takıntıları, tutkuları vs. Bir önceki kitapta da Elder’ın ne kadar takıntılı bir adam olduğunu okumuştuk zaten ancak bu kitapta yazar bu takıntı halini OKB ile açıklamış. OKB’nin bu kadar şeytanlaştırılması ve çözümsüz bir mental hastalık olarak nitelendirilmesini yanlış buldum. Yani bence yazarın temellendirmesi kusurlu. Kitapta Pim’in Elder’ın OKB’sini tetiklediği ve Elder’ın da bu durumu kontrol altında tutabilmek için daha çok ot içtiği söyleniyor ve ilaçlar şeytanlaştırılıyor. Bu noktada da ilaçların aşırı uyuşukluk yaptığı ve insanları yürüyen zombilere dönüştürdüğüne atıf yapıyor yazar. Benzer bir mental bir bozuklukla yaşayan ve bir dönem ilaç kullanmış biri olarak kendi adıma yazarın bu yaklaşımının