·120 syf.····Okunma: 07 Ekim 2025 16:06 Üzerine pek düşünmek zorunda kaldığım bu yüzden 90 sayfacık şeyi 15 güne yaydığım bir okuma deneyimiydi fakat halen düşüncelerimi nasıl yayacağım pek bir fikrim yok.
Nietzsche, bu eserinde bize tarihin saf bir bilim olmaması gerektiğini, insana hizmet eden, günbegün değişen bir şey olması gerektiğini açıklıyor bize. Gerektiğinde geçmişi yargılamamız gerektiğini, onun yüklerinden arınmamız gerektiğini söylüyor. Zira tarihe zincirli şekilde yaşamak faydadan çok zarar getirir bize, bunu anlatmaya çalışıyor aslında.
Modern insanın ruhu bilgiyle doludur. Sorun şudur; bilginin fazlalığını, modern ruh sindiremez, bu da hem kültürde hem de bireyde yüzey ve derinlik arasında bir ikilem yaratır. Modern birey, helenistik bireyle karşılaştırılır. Ve bu karşılaşmada Yunan’lar, modern kültürü, tarihi bilgiyle ansiklopedik bilgiye yatırım yapan bir kültür olarak düşünür. Fakat, bilginin fazlalığı da bir sorun değil midir? Barbarlık fark edilmez. Modern kültür problematiktir, iç dünyada yer alır, yani kolektif dünyadan ziyade, bireydedir. Bu içerik ve biçim arasından bir eşitsizliğe götürür bizi. Kültürün tam değerinin ortaya çıkması engellenir. Modern insan, aşırı bilgiyle dolmuş fakat bu bilgiyi içselleştirememiş bir şekile dönüşür. Bilgi artık yığılmakta, birikmekte ve yüzeysellik yaratmaktadır.
Bahsi geçen bu aşırıcılık yüzünden bir çağ, kendini diğer çağlardan daha değerli ya da geç kalmış olarak görür. Bu nedenle de ironik ve alaycı yaklaşır kendine. Bu durum zaten çoktan zayıf ve gevşek olan bir toplumun hem iç güdülerini köreltir hem de felce uğratır. Böyle bir ortamda bir topluma mensup olan bireyler kendinden emin olmaz, özgüven yitirilir. Günümüzde verilen eğitim; kişiye ihtiyaçları hakkında yalan söylemeyi öğretir, kişi yürüyen bir yalan haline gelir. Zaman kendine yabancılaşır, eylem gücü korkaklık ve kararsızlık çelişkisiyle zayıflar, sahici kimlik yitirilir, samimiyet kaybedilir, yöneticiler ruhsuzlaşır..
Tarih bilgisinin ölçüsüzce birey ve toplum üzerinde büyümesi bu nedenli tehlikelidir, der. Yaşam üstünde yıkıcıdır. Bireylerin geleceğe dair umut beslemesini engeller. İnsanlar geçmişe takılı kalıp şimdiki zamanı ve geleceği göremez. Tarihsel hastalıktır bu. Her şey analiz edilir ve anlamlandırılır, insanlar artık hiçbir şeye şaşırmaz, tepki veremez. Tarihsel bozulmanın tipik bir örneğidir. Zamanın kilisesi gibi insanlar da özgün ve yaratıcı ruhunu kaybeder, onun yerine tarihsel belgeler ile kendi kendini meşrulaştıran bir yapı yerini alır.
Modern çağ, kendisini tarihin doruk noktasında olarak görür. Aslında yeniye kapalı, dogmatik bir ilerleme anlayışıdır bu. Modern insan artık bir şey üretmez, birikmiş bilgiyi tekrar eder ya da biliyormuş gibi yapmak için çalışır hâle gelir. İnsan, kendisini doğanın zirvesi olarak görür ve bu bilgiyi ciddiye alırsa, kendi doğasını bastırarak öldürür. Bu durum, insanı sinik (cynical) ve eylemsiz bir ruh haline sokar.
Kendini uyuşturan bu yozlaşmış tarihi eğitime karşı durmalıdır insan.. Delpoi Tanrısının da dediği gibi “know thyself” -bilmelidir kendini. Tarihle doldurulmuş bir kafayla değil, doğanın gücüyle yaşayan bir birey olarak çıkmalıdır..
“Kendi doğanı dinle. Kendini tanı, bil. Seni hayata bağlayan içsel gücünü ve yaratıcılığını bastırma. Tarihi ezberleme, ona bağlı kalma. Onu yarat.”