Kahramanlarımızın yolları trende birleşir. Prens Mişkin, İsviçre'den Rusya'ya dönüyordur. Kendisi doğduğundan beri epilepsi hastalığından müzdariptir. Prens, tüccar Rogozin ve memur Lebedev ile tanışır. Bu bir arada olma kitap süresince devam edecektir. Ve olmazsa olmazımız güzelliği ile herkesin dilinde olan Natasya vardır bir de. Herkes ona aşık ve hastadır. Rogozin, Natasya'ya aşık ve Prens kadının bir portresini görerek o da aşıklar kervanına katılır. Prens'in aşırı derecedeki iyi niyeti ya da birileri tarafından hatta budala diye adlandırılması sebebiyle aynı kadına aşık bile olsalar bu ikili arasında bağ bitmez.
Prens'in Rusya'daki bağlantısı daha kuvvetlidir aslında. Uzaktan bir akrabalık nedeniyle General'in evine gider.- çünkü eşi onun akrabasıdır. - Burada Natasya'dan sonra önemli kadın karakterimiz General'in kızın Aglaya ile tanışırız. Prens'in aklında artık hem Natasya hem de Aglaya vardır.
Aglaya ve Natasya'nın çok fazla benzer yönleri bulunmakta. İkisinin ne kararları tutarlı ne de düşünleri... Hep bir belirsizlik içerisinde devam ettiler kitap süresince..
Kitap burada bahsettiğim kişiler ve diğerleri arasında dönüp durdu.
Kitabın yapı taşlarından bahsetmek istiyorum aslında. En temelinde aşk üçgeni yer alıyor. Sonrasında, Natasya karakterinden ilerleyen çok kıymetli bir konu 'kadını parayla satın alma.' Bu ne yazık ki mevcut olan can acıtan mevzu.
En çelişkili olan bi konuysa din mevzusuydu. Ateizm ve Hristiyanlık konularını da bir çok yerde değinilip, tartışma yapılıyor.
Yazarımız, halktan çok uzak olmayan karakterlerine her zamanki gibi yer vermiş. İnsanların aptal, budala diye adlandırdığı iyi niyetli, saf Prens bir uç ve saf kötü, aşırı tehlikeli insanlar diğer uç. Bunları bir araya getirme ve kitabın tansiyonunu çıkarıp, duyguları en derinlerde hissettirdi.
Dostoyveski kitaplarını hep sevmişimdir, bunu da çek beğenerek okudum.