·238 syf.····Okunma: 07 Temmuz 2021 00:00 Okuduğum sayfalar arasında bir sis çökmüş gibi hissettim. Zamanın düzensiz akışı, düşle gerçeğin iç içe geçmesi… Puslu Kıtalar Atlası, sadece bir roman değil; ruhun kıyısında dolaşan bir harita — belirsizliklerle dolu, puslu, ama içine çekiciliğiyle seni kendine hapsetmiş bir dünya.
İhsan Oktay Anar, İstanbul’un puslu sokaklarında dolaştırıyor bizi: 1681’de, Kostantiniye’yi, Galata’yı, mahalleleri, eski hanları… Görünürde bir tarih romanı, ama satırlar arasında geçmiş olup bitenlere fazla bağlı değil: mekânları, zamanları kırıp geçiriyor. Gerçeklik sabit değil, sürekli kayıyor.
Tema olarak aklını, varlığı, kimliğini sorgulatan bir roman bu. Uzun İhsan Efendi, atlasına düşlerini, düşlerindeki coğrafyaları aktarırken; oğlu Bünyamin, babasının gölgesinden çıkmak istercesine farklı dünyalara savrulur. Kimin rüyası bu, kimin gerçeği? Her karakter, kendi puslu haritasının içine kapanmış durumda.
Dil… Ah, dil büyüleyici. Eski Türkçe dokunuşları (özellikle bazı ağır sayılabilecek sözler) seni başta esarete alıyor; ama direndiğin sürece, o sözcükler sana ait olmaya başlıyor. O zaman anlıyorsun ki bu roman, diliyle seni de içine katan bir yapboz.
Anar’ın tekniği de öyle sıradan değil: katmanlı kurgu, iç içe geçmiş anlatılar, zamansal sıçramalar… Okurken bir anda “neredeyim, ne zamanım” diye soruyorsun kendine. Ayrıca romanda her karakter bir anlam taşıyor; hiç kimse yalnızca figür değil, her yanıyla bir haritanın parçası.
Ve o atmosfer… Sisli bir İstanbul, eski taş evler, deniz kıyısı, rüzgâr, sokak lambaları… İçinde arzular, hüsranlar, umutlar… Her köşe başında başka bir sır var. Ben, bazı sayfalarda sokağın hemen yanında yürüyormuşum gibi hissettim.
Sonunda, tüm o puslu kıtalar arasında kendi haritanı çıkarıyorsun: ne kadar düş kurdun, ne kadarını yaşadın; ne kadar özgürsün, ne kadar zincirlisin… Bu kitap bir davet: “Haritanı kendin çiz, sisle yüzleş, gerçek ile düşü ezber etme.”
Eğer senin yerinde olsam, bu romanı bir gün yalnızca okumazdım — arka planına, her isme, her simgeye bakardım; bir sonraki okumanın heyecanını beklerdim.