Puan vermedi·496 syf.··
2025 145. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 21:15
Kadınlar erkeklerden daha mı duygusaldır? Neden kadınlardan duygusal, sevecen ve hassas olması beklenirken bu özellikler bir erkekte kabul görmez ve ‘kadınsı’ olmakla etiketlenir? Gerçekten duyguların cinsiyeti var mıdır? On beş yılı aşkın süredir Birleşik Krallık ve ABD’de üst düzey akademik görevlerde bulunan Dr. Pragya Agarwal bir davranış ve veri bilimcisi olarak tarihsel örnekler üzerinden belirli duyguların farklı cinsiyetler için farklı şekillerde yorumlandığını ve bunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl pekiştirdiğini gözler önüne seriyor. Kitaba ismini veren Histeri kelimesi antik Yunan metinlerinde ‘yerinden çıkmış’ ya da ‘serbestçe gezinen’ rahimle ilintilidir ve rahmin serbestçe geziniyor olmasının kadının bedeninde duygusal ve bazen de fiziksel aksaklıklara sebep olduğuna inanıldığı görülür. İçinde bulunduğumuz sözüm ona liberal dönemde bile ‘histerik’ kelimesi kadınları küçümsemek ve patolojikleştirmek için kullanılan ataerkil bir bakış açısını yansıtır. Cambridge İngilizce sözlüğüne göre “Histerik: Aşırı korkmuş, öfkenmiş, heyecanlanmış vs. olması sebebiyle duygu ve davranışlarını kontrol edemeyen kişi. Orta Çağ’da kadınların güçlü olması istenmemiş, duygusal dışavurumları ‘histerik’, bağımsız düşünceleri şeytanla işbirliği yapan olarak görülmüş; onları cadı avının öznesi haline getirmiştir. Erkeklerde histeri daha alt sınıftan, koyu tenli, azınlıktaki etnik gruplara has bir rahatsızlık olarak görülürken kadınlarda tam tersi olarak histeri tamamen beyaz kadınlara hastı. Günümüzde cinsiyet kodlu davranışlar toplumda, tarih boyunca tekrar tekrar gördüğümüz ve maskülen ideallere dayandırılmış ‘Erkek çocuk dediğin yaramaz olur,” gibi sözlerle devamını sağladığımız maskülen ve feminen kutuplaşmayı yaratır. Cinsiyetleştirilmiş duygular her iki cinsiyete de zarar verir. “Asıl ihtiyacımız olan şey, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin geniş bir duygu ve duygusallık yelpazesini kabul etmek ve somatik duyarlılıklarımızın, hissetme, deneyimleme ve paylaşma yeteneğimizin hepimizi insan yapan şey olduğunu hatırlamaktır.”
HisteriPragya Agarwal · İrene Kitap · 20252 okunma
·
465 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemede de belirttiğiniz gibi Orta Çağ’da “cadı” olarak damgalanan kadınların aslında dönemin anlayışıyla histerik kadınlar olduğunu biliyoruz. Bu bağlantıyı görünür kılan ise Freud olmuş. Freud’un 19. yüzyılın sonlarında geliştirdiği “histeri” tezi, kadınlıkla duygusallığın nasıl özdeşleştirildiğini anlamak açısından kritik bir dönüm noktası. Freud’un hastalarının çoğu histerik kadınlardı. O dönemin tıbbında histeri, neredeyse yalnızca kadınlara özgü bir ruhsal bozukluk olarak kabul edilirmiş. Kadının bedeniyle duygusal dengesizliği arasında kurulan bu yanlış ilişki, yüzyıllar boyunca duyguların cinsiyetlendirilmesine zemin hazırlamış. Oysa histeri, bir kadın hastalığı olmaktan çok, ataerkil düzenin kadına biçtiği rollerin yarattığı psikolojik çatışmanın bir sonucudur. Bu bakış açısı, duyguların kadınsı sayılmasına; erkeklerin duygusal ifadelerini bastırmasına, kadınlarınsa fazla hisli olmakla küçümsenmesine yol açmıştır. Toplumda sıkça duyulan “Erkekler ağlamaz” sözü de bu anlayışın ürünü. Buradan da duyguların psikolojik değil de kültürün dayatması olduğunu görüyoruz. Düşündüren faydalı bir inceleme olmuş. Elinize sağlık.
Elvan
Gönderi Sahibi
Özür dilerim yorumunuzu yeni gördüm. Emek verip bu kadar değerli bir yorum yazdığınız için asıl ben teşekkür ederim.