Nikos Kazancakis’in Zorba adlı romanı, olay örgüsünden çok hayata bakışıyla etkileyen bir eser. Başlangıçta biraz ağır ilerlese de sayfalar ilerledikçe karakter ile bağlar kurmaya başlıyorsunuz. Roman, iki farklı karakterin dostluğu üzerinden yaşamın anlamını sorguluyor. Patron kitapların arasına sıkışmış bir düşünce insanıyken; Zorba hayatın içinde sezgileriyle yaşayan bir adam. Onun için yemek, müzik, aşk ve ölüm aynı derecede kutsaldır. Bu iki karakterin dostluğu akıl ve içgüdü, teori ile eylem, Batı ile Doğu arasında o kadim çatışmayı temsil eder.
Kazancakis’in dili sade ama felsefi. Zorba’nın sözleri çoğu zaman bir felsefe kitabından çıkma kadar derindir. Ama bunu hiç farkettirmeden günlük bir konuşma içinde dile getirir. Eserde Nietzsche’nin yaşam coşkusu, zincirlerini kırmış üstinsan tasavvuru, Bergson’un sezgi vurgusu iç içe geçmiştir. Zorba özgürlüğün ve anda yaşamanın sembolüdür. Patron ise insanın teori ve düşünceyle kendini zincirleyişini temsil eder. Bu iki uç arasında yazar belki de kendi iç sorgulamasını kaleme almıştır.
Zorba, sürükleyici bir kitap değildir ama yer yer insanı sarsan, bitirince ise farkındalık bırakan bir kitaptır. Belki de Kazancakis’in amacı budur: okuru eğlendirmek yerine yaşamanın anlamını yeniden düşündürmek. Tıpkı Zorba’nın Patron’a öğrettiği gibi.
ZorbaNikos Kazancakis