İyi huylu kâri, gel yanıma otur. Gönlümüzden süzülen bir kelimeler heybesi açıldı bugün. Fatih Duman 'ın o güzel eseri, " Heybe ", dilin sadece bir araç değil, ruhun ta kendisi olduğunu fısıldadı bana.
Kelimelerin omuzlarına yüklediğimiz derin anlamları, bazen unuttuğumuz hakikatleri yeniden hatırlatmak amacıyla kaleme alınmış olmalı bu kitap. Zira o yazar, her bir kelimenin bir hikâyesi olduğunu, bir sırrı sakladığını fark ettirerek, okuyucuya kendine ait olan kelimeleri vermeyi hedefliyor. Diyor ki: "İşte şimdi sana kelimelerimi veriyorum kâri. En kıymetlilerimi. En derinde sakladıklarımı ve ardına en çok saklandıklarımı sana veriyorum." Bu bir bağış, bir emanet sunuşudur. Kitap bana, kullandığım her kelimenin, "aşk"ın, "ayrılık"ın, "ölüm"ün aslında ne denli kutsal ve derin manalar taşıdığını, ağzımdan çıkan her sözün bir düşünce biçimi olduğunu öğretti. En çarpıcı cümlesi ise, bu hakikati fısıldayan bir nefes gibiydi: “Ebediyen yaşayan tek şey kelimelerdir.”
Bu sadeliği ve içtenliği arayan, kalabalıkta yalnız kalan, kendine bir mola vermek isteyen herkes bu kitaba gönül rahatlığıyla bakabilir. Kelimelerin kökeninde imanın ve sevdanın izlerini arayan, dünyevi koşuşturmadan yorulup ruhuna bir nefes aldırmak isteyenlere tavsiye edilir.
Özellikle kelimelerin kıymetini bilen, öğretenlere, öğrenenlere, sözün gücüne inanan, kadim dostlarını ve vefalı yoldaşlarını unutmak istemeyenlere güzel bir hediye olur.
Bu gönül sohbeti, kalabalığın sustuğu, fenerin titrek ışığında demlenen bir akşamüstü ya da yazın son demlerinde serin bir ağaç altında okunur.
Kitabın geçtiği yer ve zaman, ne bir şehir, ne de belirli bir çağdır. O, okuyucunun yüreğidir. Şimdinin ve ebediyetin arasında bir yerde, kelimelerin dünyasında yolculuk ederiz.
Bu derinlikli okuma anına en çok yakışan yoldaş, demli bir çay olur. Yanında ince belli bir bardakta, belki ıhlamur kokulu, belki de sadece sade ve sıcak, aceleye gelmeden, yudum yudum içilen. Zira kitabı okumak bir acele işi değil, bir idrak etme eylemidir.
Arka planda ise neşeli ezgiler değil, sukuneti dinlendiren sesler olmalı. Bir tasavvuf müziği, ney sesi, ya da klasik Türk müziğinin huzurlu makamları bu yolculuğa eşlik edebilir. Saba veya Hicaz makamında bir eser, kelimelerin ruhuna dokunuşunu daha da hissettirir.
Yazarın anlatım dili, koca koca cümlelerle değil, yürekten süzülmüş kelimelerle konuşan, sade, akıcı ve şiirsel bir dildir. Sanki yanı başınızda oturmuş, yumuşak bir sesle fısıldıyor ama sesi ruhunuza dokunuyor. Bir dervişin dilinden hikmetler dinlemek gibi.
Ey kâri, sen de heybene neleri yüklediğini, hangi kelimelerin ardına saklandığını bu kitapla yeniden hatırlayacaksın. Şimdi sıra sende, bu kelime defterini açmaya var mısın?
Vesselam