Puan vermedi·325 syf.····Okunma: 09 Ekim 2025 12:28 Doğuştan zeka geriliği olan otuzlu yaşlardaki Charlie'nin geçirdiği bir dizi operasyonlar, tedaviler ve terapiler sonrası zeka seviyesinin normal bir insan standardının üzerine çıkması ve bu süreçte yaşadıklarını konu edinmiş, sıradışı bir kitap.
Etkileyici, duygu yoğunluğunun zirve yaptığı sayfalar yazar tarafından dozunda, iyi işlenmiş, kitaba serpiştirilmiş. Bu da gereksiz duygusal girdaplarda boğulmaktan (melankoli sevenlere saygılar) okuyucuyu kurtarıyor bence. Ancak, Charlie'nin uzun yıllar sonra "yeni zekasıyla" kendisini bir zamanlar dışlasa da babasına binbir heyecanla yeni ve akıllı halini göstermek için berber dükkanına gittiğinde babasının onu tanıyamaması ve daha sonra annesinin aynı şekilde davranması, duygu yoğunluğunun arttığı bölümler.
Şahsen başlangıçta ve de kitabın yarısına kadar, sayfalarca, tekrar tekrar anlatılan Charlie'nin tedavi sürecinde sıkılıp bırakmayı dahi düşünmüştüm kitabı, ama sabırla devam diyerek -sabrı belli yaştan sonra en büyük rehber gördüğümden belki- semeresini yine aldığıma inanıyorum.
Sıkılmak derken, kitabın başından ortalarına kadar kelimeleri, cümleleri, zeka-konuşma-algılama geriliği olan bir çocuk ağzıyla takip ediyor okuyucu. Devrik cümleler, yanlış telaffuzlar...vs. ara ara yordu. Yazarın bunu, kitabın baş kahramanı Charlie'yi okuyucu ile özdeşleştirme, her birimizi birer Charlie gibi düşünme, konuşturma amacıyla yaptığı bariz. Farklı bir tarz da ortaya çıkmış aslında.
Charlie küçük yaşlardan itibaren bu hali nedeniyle ailesi tarafından kabul görmemiş, dışlanmış biri. Özellikle anne figürü maddeci bakışın sıradışı bir vakası olarak karşımıza çıkıyor. Ne diyor Charlie annesi için:
" Onun için her zaman en önemli olan şey, başkalarının ne düşündüğü olmuştu kendisinin ve ailesinin nasıl göründüğü hakkında."
Charlie'nin yeni doğan kızkardeşi bu durumun daha net ortaya çıkmasına neden olup,anne tarafından babaya Charlie'nin devlet yurduna gönderilmesi yönünde bir baskı fırsatı veriyor ki anne, yeni çocuğu doğmasa Charlie'yi kabullenmiş durumda aslında. Yeni bir çoçuk, yeni bir heves, -mal, eşya- maddeci, tüketen insandan çok aslında anne üzerinden, inancı alınmış, duyguları sadece tatmine odaklı, bireyci düşüncenin kapitalizm çarkı içinde neleri feda edebileceğinin tipik bir göstergesi.
Charlie'nin annesi Rose örneği aslında insanın içinde var olan bireyselciliğin en marjinal örneği ve karşımıza hiç de az çıkmayan bir örnek.
Peki doğru bakış ve duruş ne olmalıydı? Çocuk gelişiminde, aileye, topluma düşen sorumluluklar neydi? sorusuna uzun bir sohbet, tartışma konusuna girmeden cevap aradığımda; "Batı" toplumlarında çocuk bir meyvenin taze taze tadılmasıydı. Belki de meyveden bir diş alıp, sonra atılması. Reşit çağa gelince evlerin ayrılması her iki taraf içinde bir kuralın yerine getirilmesi, her iki taraf için de bir özgürlük seramonisidir adeta. Bizim pencereden baktığımızda ise hayatımıza etki eden, sahiplenme, yol gösterme adı altında var olan çekirdek aile dışında o kadar figür var ki birinci derece akrabaları dahi geçersek mahalle abilerini, mahalle bakkalını - belki de en yakın- cemaat, vakıf, dernekler, hatta siyasi partiler gibi sosyal örgütlenmeleri gösterebiliriz. Bu tür sosyal dokuya dokunan birçok benzeri örgütlenme başka kültürlerde -Batı- de elbette var ancak insana bakış, bireysel özgürlük, "kendin kazan kendin ye" üzerine kurulu iken; bizde " ömür boyu garanti" düşüncesi hakimdir. Yani hep yanımda kal. Sosyolojik olarak bakıldığında aslında sevenimiz çoktur bizim ! Bizdeki durum bireyin gelişiminde, kendi ayakları üzerinde durması adına ne kadar sağlıklı bir durum, tartışılır. Ama şu bir gerçek ki: " Birgün size dokunan eller, karşılığını mutlaka bekleyecektir"
Kitaba dönersek, Charlie aldığı tedaviler ve geçirdiği operasyon sonrası zeki bir insan haline dönüşme yolunda hızlı bir aşama kaydediyor. Bu ani değişiklik sürecinde, etrafındaki kişilerin de ona karşı aynı oranda gerçek yüzlerini ortaya koymaları hemen hepimizin günlük hayatta bireyin statü değişimi, sınıf atlaması sürecinde karşılaştığı manzara (riya) aslında. Kimi bunu kıskançlık, haset sarmalı içinde yaşarken; kimi de " bunu nasıl başarabilir ki?" hayranlığı ile gıpta etmeyi becerir. Charlie'nin : " İnsanların sana gülmesine ses çıkarmassan daha kolay arkadaş bulursun." sözü buna bir gönderme adeta..
Charlie, sıradışı zeka ilerlemesi sonucu geldiği nokta bir açlığı da ortaya çıkarıyor, Öğrenme ! Belki de bunu ego tatmini, daha doğrusu İd'in (Freud) bize telkin ettiği aşırı, uç ve ilk heveslerin tatmini olarak açıklamak daha doğru. Ne diyor yazar Charlie'nin ağzından: "Şimdi boş vakitlerimin çoğunu kütüphanede okuyarak ve kitapları adeta sünger gibi içime çekerek geçiriyorum." Belki de çoğumuz böyle bir arayış, hedefsiz bir yolculuk içindeyiz...
Kitabın bundan sonraki bölümünde; -Charlie'nin kendini sorgulaması sürecini...
-Tüm bu yaşadıkları onu hangi noktaya getirmişti?...
- Küçükken ailesi tarafından dışlanmış çocuk (ya da fakirlik, yetimlik, imkansızlıklar içinde büyüyen herhangi birey) hayatın ona sunduğunu düşündüğü olanakları, şansları iyi değerlendirmiş miydi?...
-Vardığı nokta tatmin duygusunu ona yaşatmış mıydı?...
- Yaşam alanı, statü, konfor, sınıf değişimi mutluluğa açılan bir ya da tek kapı mıydı?... - Mantık (al-ver) çerçevesinde ilerlettiği (Alice ve Fay arasında kalıp) "sevgi" yi arama üçgeninde mutluluğu bulacak mıydı?...
Bu tür sorular içinde Charlie'nin sona doğru yolculuğunu izliyoruz...
Zeka yetersizliği içinde mutlu biriyken, zeki, ama kibirli ve mutsuz birine dönüşen Charlie, onu bu hale getirenlerle hesaplaşmasında bu sorulara belki de cevabı veriyordu:
" Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim, beş para etmez."