Kadın Olmanın, Anne Olmanın Sessiz Çığlığı
Puan vermedi·176 syf.··
2025 8. kitabı
·
82 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 15:08
Claire Kilroy – Asker ve Denizci Bir kitabın bana iyi geldiğini çoğu zaman sayfalarında kendime rastladığımda anlarım. Okurken bir cümle olur, “işte bu” derim; “benim içimden geçeni yazmış biri.” Claire Kilroy’un Asker ve Denizci kitabını okurken de böyle anlarım çok oldu. Ama bu defa fark ettim ki, bazen kendine rastlamak iyi hissettirmiyor. Bazen insan, kelimelerdeki yankısıyla yoruluyor. Kitap yalnızca 175 sayfa. Ama bana, sanki yüzlerce sayfalık bir duygunun ağırlığı gibi geldi. Şu an 146. sayfadayım, yani bitmesine 30 sayfadan az kaldı. Buna rağmen, günlerdir elim gitmiyor. Hatta araya başka bir kitap sıkıştırdım, onu bitirdim, ama Asker ve Denizci’yi hâlâ bitiremedim. Çünkü bu kitap, yalnızca okunmuyor. Yaşatıyor, hissettiriyor, içini sıkıyor, nefesini kesiyor. Özellikle de bir kadınsan. Claire Kilroy, yeni anne olmuş bir kadının iç dünyasını anlatıyor. Ama bunu öylesine “anlatmak” değil, adeta yaşatmak için yazmış. Cümleleriyle bir odanın havasını, bir annenin yorgunluğunu, bir bedenin ve ruhun aynı anda nasıl tükenebildiğini hissettiriyor. Kadının kendi iç sesiyle, bir annenin kimliğini yeniden inşa etme çabası arasında kalıyoruz. Ve bazen, bu iç ses öyle yüksek, öyle derin yankılanıyor ki, okur olarak biz de sessiz kalamıyoruz. Ben kalamadım en azından. Belki de bu yüzden ağır geldi. Belki de anne olmasam da, o duyguların kıyısından geçebildiğim içindir. Kitap boyunca sık sık kendime sordum: “Bir gün ben de böyle hisseder miyim?” “Ya gerçekten bir kadının kendi benliğini koruyabilmesi bu kadar zor mu?” “Bir çocuk doğduğunda, kadının eski hayatı nereye gider?” Kilroy, bunları anlatırken romantize etmiyor. Ne anneliği, ne kadınlığı, ne evliliği. Aksine, duyguların karanlık tarafına ışık tutuyor: yalnızlığı, çaresizliği, uykusuzluğu, kayboluşu. Bir yandan da erkeğin – yani “asker”in – uzaklığını, kadının hayatının merkezine yerleşmiş “denizci” metaforuyla birlikte sorguluyor. Bir kadın olarak, yükün nerede başladığını ve nerede bitmediğini düşündürüyor. Ve o yükün bir kısmını, fark etmeden biz de sırtlanıyoruz. Bu kitabı okurken bazen sinirlendim, bazen üzüldüm, bazen de sadece sustum. Çünkü bazı sayfalarda, sanki kendi içimden geçen bir cümleyi başkası yazmış gibiydi. Ama bu tanıdıklık huzur değil, bir çeşit sarsıntıydı. İçimde bir yer “ben böyle hissetmek istemiyorum” derken, bir başka yer “ama hissedeceğim” diyordu. Belki de Asker ve Denizci, anne olmayan biri için fazla gerçek. Ben de bu yüzden, anne olmamış kadınlara bu kitabı pek önermem sanırım. Çünkü etkilenme ihtimali çok yüksek. Sadece anneliğe dair değil; kadın olmaya, var olmaya, sessiz kalmaya, tükenmeye dair. Bir kadının kendi sesiyle boğulduğu bir dönemin hikayesi bu. Ama bir yandan da tam bu yüzden güçlü bir kitap. Gerçekten hissettiriyor. Ve belki de edebiyatın en saf hali tam olarak bu: seni rahatsız etmesi. Bir duyguyu “anlamaktan” öte, “taşımak” zorunda bırakması. Asker ve Denizci bana anneliği değil ama anneliğin ağırlığını hissettirdi. Ve galiba bu kitabı bitirince sadece bir roman değil, kendimle de bir hesaplaşmayı tamamlamış olacağım. Bazen bazı kitaplar bitmez; sadece içimizde bir süre yankılanmaya devam eder. Bu da öyle bir kitap işte. Asker ile Denizci Claire Kilroy
Roman
Asker ile DenizciClaire Kilroy · Yapı Kredi Yayınları · 2025991 okunma
·
51 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.